Perşembe günkü yazımdan devam edelim; hayat bize verilmiş olan en güzel hediye demiştik. Ayrıca hayatın değerini daha fazla bilmemiz için hayatı daha farkındalıkla yaşamak gerektiğine vurgu yapmıştık. Hayat da farkındalığımızı artırmamız konusunda bize yardımcı oluyor, bunu zıtlıkları önümüze sererek yapıyor.

Her şeyin zıttı ile var olduğu, var olabildiği bir dünyada yaşıyoruz. Gece ile gündüz, aydınlık ile karanlık, siyah ve beyaz, mutsuzluk ve mutluluk gibi…

Eğer en ufak bir mutsuzluk dahi yaşamamış olsanız mutluluğun değerini bilebilir misiniz? En sık karşılaştığım sorulardan birisi, bu benim başıma niye geldi sorusu. Cevabını bilmiyorum, ama en iyi tahminlerimden birisi hayatın/mutluluğun değerini daha iyi anlamamız için zaman zaman hoşumuza gitmeyen olaylarla da karşılaşabiliyoruz.

Geçen sene bel fıtığı ameliyatı olmadan önce sağlığımın değerini bu kadar bilmiyordum, ağrı sızı olmadan yataktan kalkabilmenin, yürümenin ne kadar kıymetli olduğunu anladım.

Geçenlerde bir televizyon programı izliyordum, İngiltere’de maddi durumları iyi olmadığı için karavanda yaşayan bir grup insan devlet desteği ve kendi emekleri ile kendilerine kooperatif evleri inşa ettiler, evlerine taşınınca onlarla röportaj yapıldı, bir tanesinin sözleri çok hoşuma gitti.

“Karavanda yaşarken gece uyandığınızda yapabilecekleriniz çok sınırlıdır, evde yaşarken gece uyanırsam salonuma geçiyorum, bir baştan bir başa yürüyorum, musluğu açıp su içebiliyorum, bütün bunlar bana inanılmaz mutluluk veriyor” dedi.

Sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilelim, hayat bize bunun için yardımcı olmaya devam edecek, mesajları doğru okumaya çalışalım.

Peki yaşadıklarımız aynı konuda sürekli tekrarlanan kötü senaryolar şeklinde ise ne yapabiliriz? Bu sorunun cevabını da yarın yanıtlamaya çalışacağım.

Sevgi ile kalın.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four + 2 =