Bugünkü yazımın konusu temsil sistemleri; görseller, işitseller ve dokunsallar. Yeni bir cep telefonu aldığınızda öncelikle kutudan çıkan kullanma kılavuzunu mu okursunuz, aynı model telefon kullanan birisini arayıp nasıl kullanıldığına dair sorular mı sorarsanız yoksa hemen cihazı kurcalamaya mı başlarsınız?

Konuya başlamadan önce biraz NLP hakkında genel bilgiler vermek istiyorum.

Biliyorsunuz koçlukta kendimiz üzerinde çalışıyoruz, kendimizi keşfediyoruz. Bu çalışmalar ve keşif yolculuğu sırasında faydalandığımız bilgiler ve teknikler arasında NLP de var.

NLP ne işe yarar? Nerede kullanırsanız orada işe yarar. NLP’nin kullanım alanı çok geniştir, koçluk bunlardan sadece birisidir.

NLP, kendimizi nasıl programladığımızı, bunun altındaki psikolojik süreci aydınlatmaya çalışır. İnsan bir açıdan organik mükemmel bir bilgisayar, hali hazırda kullandığımız bilgisayarlar bizim en ilkel halimiz.

İlk bilgisayarları nasıl programladık? Deneme, yanılma yöntemi ile.

Peki, insanlar olarak yanıldığımızda bunu kolayca kabul edip değiştirebilir miyiz? Çoğu zaman hayır. Sistemin nasıl çalıştığını tam olarak bilmediğimiz için zorlanırız.

NLP; insan beyni nasıl çalışır, dış dünyayı nasıl algılarız, nasıl kodlarız gibi soruların cevapları ile ilgilenir.

Bilgisayarda nasıl programlar varsa, bizde çocukluğumuzdan itibaren benzer şekilde kendimizi programlıyoruz.

Programların önemli bir kısmını satın alıyoruz: Kültür, aile, insanlar, rol modeller. Sentez oluştururuz. “Bir program yaşamda beni destekliyor mu, yoksa bana ayak bağı mı oluyor?” sorusu önemlidir.

Bizde işleyen programlar neler? Bunları nasıl oluşturuyoruz? Programları Nasıl Değiştirebiliriz? Bu soruların cevaplarını NLP’de bulmak mümkün.

Değişim neden veya ne zaman zor gelir? Sistemi, mekanizmayı bilmediğimiz durumlarda.

Unutmayalım biz tasarımcıyız ve bizi desteklemeyen programları değiştirebiliriz.

Bilinç ve bilinçaltı ayrımında düşünecek olursak; bilinç word dökümanı, bilinçaltı ise word yazılımıdır diyebiliriz. Birçok şeyimiz çok otomatiktir.

NLP farkındalıkla bilinçaltını yönetmemizi sağlar.

NLP’nin temel konularından bir tanesi de filtrelerdir. Bir bilgiyi olduğu gibi değil filtrelerimiz aracılığı ile kendimize özgü bir şekilde algılarız. İnsan sayısı kadar farklı filtre kombinasyonu olduğu için hepimiz ayrı bir gezegende yaşıyoruz diyebiliriz.

Koçlukta işimiz insanlara ulaşmak istedikleri gelecek hayalinin nasıl bir duygu oluşturduğunu keşfettirmektir.

Adına mutluluk diyoruz ama farklı şeylerden bahsediyoruz. Duyguları kelimelerle ifade etmek zordur. Ama biliriz.

Duygu; bildiğimiz, anlatmaya çalıştığımız, ama çok da anlatamadığımız her bireyin kendi içsel verisidir. Duygular kişiye özeldir, çünkü herkesin filtreleri farklıdır.

NLP’de filtreler dediğimizde; fizyolojik filtre, temsil sistemleri, evrensel modelleme, inanç sistemleri ve meta programlardan bahsediyoruz.

Bugünkü yazımın konusu temsil sistemleri.

TEMSİL SİSTEMLERİ

Dış dünyayı duyu organlarımızla algılarız.

Dış dünyadan aldığımız veriyi iç sistemde nasıl saklıyoruz? Kodlama, temsil sistemleri ile olur. Tat ve koku zaman içinde köreldi. Görsel, işitsel ve duygu farkındalığı gelişti.

Görseller

Görsel kişiler daha çok fotoğraflarla düşünürler. Genellikle konuşurken hafifçe yukarı bakar ve anlatırlar. Sürekli göz teması kurmakta zorlanabilirler.

Görsel insanlar resim anlatır gibi hayallerini anlatırlar. “Gözümün önünde” ifadesini çok sık kullanırlar. Tüm görsel ayrıntıları anlatabilirler.

Hızlı konuşurlar. Burunlarının dibine girdiğiniz zaman geri giderler çünkü görüntü alanları kapanır.

Eşyaları kaybetmez ve kolay bulurlar. Gözlerinin önüne çok fotoğraf gelir ve bir şekilde kayıp eşyanın yerini hatırlarlar.

Bir kere gittikleri bir yeri kolay kolay unutmazlar.

Görsellerin genelde kendilerine ait bir düzenleri vardır ve bu düzenin bozulmasından hoşlanmazlar. Çünkü kafalarının içindeki fotoğraf ile gerçek durum uyuşmadığında rahatsız olurlar.

İşitseller

Onlar için ses kayıtları, söylemler daha önemlidir.

Kelimelere çok takılırlar.

İşitseller için kelimenin anlamı ve nasıl söylendiği çok önemlidir.

Yazım hatası yapmazlar, farkında olmadan içlerinden okurlar.

İleri işitseller “soğuk” etiketi yiyebilirler.

Duruşları mesafelidir. İzin vermedikçe dokunulmaktan çok hoşlanmazlar.

Mantıklı yanları ağır basabilir.

İngilizler toplum olarak işitseldir. Biz ise toplum olarak daha çok dokunsalız.

Dokunsallar

Duygudan hareket ederler. Hep duygu ön plandadır.

Bütün duygular bir şekilde bedenimizde kayıtlıdır, kodlanmıştır.

Dokunmayı severler. Dokunmanın oluşturduğu duygu onlar için önemlidir.

Hatırlama genellikle duygudan hareketle oluşur.

Daha önce gitmiş oldukları yerleri bulmakta zorlanabilirler.

Bebekler dokunsal olarak doğarlar, bu nedenle temas önemlidir.

Türk insanı çok işitsel değildir, ağırlıklı olarak dokunsal ve görseldir.

Bu nedenle toplumumuzda en çok dinlenen şarkılar duygu oluşturan şarkılardır.

TEST

Kendinizin hangi gruba dahil olduğunuzu tam olarak bilmiyorsanız bazı durumlarda nasıl davrandığınıza bakarak karar verebilirsiniz.

Görseller genel olarak; yeni bir cihaz aldıklarında önce kullanma kılavuzunu okumayı severler, bir şey anlatırken yazmaktan ve şekiller çizmekten hoşlanırlar, kıyafet alışverişinde hızlıdırlar çünkü kıyafetin üzerlerinde nasıl görüneceğini hayal ederler ve bu detaylı hayale göre karar verirler. Yeni bir araba alacakları zaman araba dergilerini incelemeyi severler. Bir restoranda menüden resimlerine bakarak yemek seçmeyi severler.

İşitseller bir şeyi dinleyerek anlamayı ve öğrenmeyi daha çok severler, sohbet etmekten ve müzik dinlemekten çok hoşlanırlar, müzik konusunda daha yetenekli olabilirler, “iyi bir müzik kulağı var” deriz onları tanımlarken, kıyafet alışverişi yapacakları zaman satıcıdan veya yanlarındaki insandan bir şeyler duymak isterler, yeni bir araba alacakları zaman arkadaşları ile bu konuda uzun sohbetler yaparlar, bir restoranda sipariş verecekleri zaman garsondan menüyü saymasını isteyebilirler.

Dokunsallar ise -unutmayalım biz ağırlıklı olarak dokunsal bir toplumuz-, yön duygularına güvenir ve bilmedikleri yerleri kendileri bulmaya çalışırlar, bir şey öğrenirken kullanırken öğrenmeye çalışırlar, kıyafetleri ne olursa olsun üzerlerinde deneyerek satın alırlar ve bu nedenle alışveriş süresi uzayabilir, araba alacakları zaman mutlaka test sürüşü yapmaya çalışırlar, yemek seçerken yemeğin tadını hayal ederler, bu nedenle Mehmet Yaşin gibi yazarların damak çatlatan lezzetler gibi ifadelerini çok beğeniriz. Ve dokunmayı severler, bu nedenle toplum olarak sıkıca el sıkışmayı, yanaktan öpüşmeyi, hatta sarılmayı, elimizi birisinin omuzuna koymayı severiz.

SONUÇ

İnsanların %75’i iki sistemi ağırlıklı olarak kullanır. Bir açıdan ideal olan görsel, işitsel ve dokunsal temsil sistemlerini birlikte etkin bir şekilde kullanabilmektir.

Bu kendi potansiyelimizi yükseltmek açısından önemli bir faktör olabilir.

Özellikle de işitsel yönlerimizi geliştirebilmek sandığımızdan çok daha önemli olabilir.

Ayrıca diğer insanları derin bir şekilde dinlemek ve kelimelerin onlar açısından önemini kavramak pek çok ilişkideki iletişim eksikliğini giderebilir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.