Teslim Olmak ve Kabullenmek


Bir durum oluştuğunda ve bu durumdan hoşlanmadığımızda temelde 3 tane seçenek vardır. Birincisi bizi üzen bu durumdan kaçmaktır, lakin bu her zaman mümkün olmaz. İkincisi ise durumu değiştirmek için bir şeyler söylemek veya yapmaktır.

Eğer ilk ikisini yapmayı istemiyorsak veya mümkün değillerse üçüncü seçenek gelir. İşte bu teslim olmaktır, ama arkasında yatan anlam biraz farklıdır.

Durumu geçici olarak kabul ediyorum ve ona direnmiyorum, mutlaka bu durumun içinden çıkmam için gereken bilgi veya yardım en doğru zamanda bana gelecektir anlamında bir teslimiyet. Anda kalmak, şimdiye teslim olmak gibi.

Kendi başımdan çok uzun yıllar önce geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum, bu hikaye anlatmak istediklerimi çok güzel anlatıyor bence.

Bundan 20 yıl önceydi, üniversite 2. sınıftaydım, Özge ile çıkmaya yeni başlamıştık, ortak arkadaşlarımız vardı, derslerim iyiydi, en ufak bir sıkıntım dahi yoktu, hayatımın en keyifli ve eğlenceli dönemlerinden birisi idi kısacası.

Buna rağmen arada bir canım sıkılıyor ve değişik şeyler yapmak istiyordum. Derken bir gün haftasonu Bolu Melen Çayı’nda üniversitenin rafting gezisi düzenlediğini duydum.

Aylardan Şubat, ama bu kış olduğu gibi hava İstanbul’da fena değil. Hocalarımızdan birisi ve Özgür Yaver isimli arkadaşım da geziye katılacaklardı, bende adımı yazdırdım. Gezi çok eğlenceli başladı, lakin Bolu’ya geldiğimizde hava sıcaklığı oldukça düştü ve karın bol yağmış olması nedeniyle ırmağın şiddeti biraz gözümü korkuttu. Yine de oraya kadar gitmişken yapmadan dönmek istemedim.

Bir köy kahvesinde sıcak bir çay içtikten sonra nehir kıyısında hazırlanmaya başladık. Bize dağıtılan sörf kıyafetlerini, can yeleklerini giydik ve kasklarımızı taktık. Kısa ama yeterli bir bilgi aktarımı yapıldı, işlerin ters gitmesi durumunda neler yapmamız gerektiğini de ayrıntılı olarak söylediler. Bir sigara yaktım, niye bir şeyler ters gitsinki diye düşündüm, ne anlamsız.

Rotamızın başlangıcı boğazda tekne sefasından farksızdı, şarkılar söyleyip basit girdapları aştıkça küreklerimizi birbirine vurarak kutlama yapıyorduk. Sanırım 2 veya 3 bot idik toplamda. Hocamız ile aynı bottaydım, Özgür bizim botta mıydı başka botta mıydı hatırlamıyorum.

Zaman geçip nehirde ilerledikçe işin şekli değişmeye başladı yavaşça. Hava iyice bulutlandı ve karardı, suyun rengi bulanıklaştı ve ırmağın şiddeti oldukça arttı. Eriyen karların ırmağın zorluk derecesini artırdığını öğrendik. Artık şarkılar söylemekten ziyade bir an evvel önümüzdeki rapidleri (suyun adeta kaynadığı kayalıklar) aşıp varış noktasına ulaşmaktan başka bir şey düşünmüyorduk. En önde giden bot bizimkiydi.

Önümüzde çok tehlikeli olduğu her halinden belli olan bir rapid belirdi, son sürat üzerine doğru ilerliyor ve botun yönünü değiştirmek için hiçbir şey yapamıyorduk, bot son sürat kayalara bindirdi, havalandı ve ters döndü. İçindekilerin tamamı biz dahil buz gibi nehire düştük. Nasıl oldu bilmiyorum ama bottaki diğer kişiler kıyıya yakın tarafa düşüp biraz çaba ve yardım ile kendilerini kıyıya atarken ben tam nehrin ortasına düştüm ve deli gibi sürüklenmeye başladım. Kaşla göz arasında arkadaşlarımı gözden yitirmiştim.

Bize çok detaylı olarak anlatmışlardı, eğer suya düşersek; çırpınmayacak, sırt üstü uzanacak ve ekipmanımıza güvenerek birilerinin gelip bizi sudan çıkarmalarını bekleyecektik.

Benim için açıkçası pek mümkün olmadı, en azından başlangıçta 🙂

Tüm anlatılanlara rağmen ilk büyük hatamı nereye gittiğimi görmek için yüzümü nehrin aktığı yöne çevirerek yaptım, sırt üstü yüzemezdim, nereye gittiğimi görmem lazımdı. Sonuç olarak bol miktarda su yuttum. Daha sonra tüm gücümü kıyıya doğru yüzmek için kullandım ve kısa sürede bütün gücümü tükettim. Bize bunun anlamsız bir çaba olacağını, kendimizi akıntıya bırakmamız söylenmişti, ama ben buna rağmen iyi bir yüzücü olmama güvenerek kıyıya ulaşmaya çalıştım. Bırakın kıyıya ulaşmayı akıntının merkezinden bir metre sağa veya sola bile gidemiyordum aslında.

Çok su yutmuş ve gücümü tüketmiştim. Durumdan kurtulmak için verdiğim mücadele ve gösterdiğim direnç hiçbir işe yaramamıştı. Artık rapidlerde üzerimde can yeleği olmasına rağmen suyun altına çekiliyor ve gözüm kararıyordu. Kitaplarda anlatılan hayatımın film şeridi gibi gözümün önünden geçmesi olayını birebir yaşadım, tüm görüntüler oradaydı gerçekten.

Bu kadar erken olmamalı diye düşündüm, ikinci bir şansı hak ediyordum, dua ettim. Sonra bir ses yankılandı kafamın içinde, “güven” dedi bana.

Kalan son gücümü topladım, artık direnmeyecektim, suyun üzerine çıktım yine, bu kez sırtımı akıntıya doğru verdim, bu şekilde beni kurtarmaya gelecek birileri olursa onları da görebilecektim. Durumu kabul ettim, teslim oldum, akıntıya bıraktım kendimi ve hiç mücadele etmeden sakince sürüklenmeye başladım, eğer bir fırsat ortaya çıkarsa o zaman değerlendirecektim. Tanrı da beni yalnız bırakmayacaktı, arkadaşlarım yakınlarda bir yerlerde olmalıydı.

Etrafıma baktım, doğa çok güzel gözüküyordu, biraz keyif almaya çalıştım, korkumu yenmiştim, gerekirse ırmağın en sonuna kadar bu şekilde gidebilirdim.

Derken uzaktan bir bot gözüktü, giderek yaklaştı ve arkadaşım Özgür’ün uzattığı ele tutunarak beni kurtarmak için gelen bota çıktım. Hayat bana ikinci bir şans vermişti. Bir hafta sonra aynı parkurda maalesef bir kişi öldü ve parkur geçici olarak kapatıldı.

Şimdi aradan 20 yıl geçtikten sonra orada deneyimlemiş olduğum dersin aslında hayatımız üzerine uygulayabileceğimiz pratik yanını görebiliyorum.

Eğer durumu değiştirmek veya durumun dışına çıkmak için yapabileceğimiz bir şey yoksa en anlamlı tercih durumu önce kabul etmek. Durumu kabul edip içten bir şekilde teslim olduğunuzda yani anda kaldığınızda her şeye tekrar başlamak için harika bir pozisyon kazanıyorsunuz. Ondan sonra evrenin mucizeleri kendilerini gösteriyorlar, daha önce değil.

Hepiniz gibi bende hoşlanmadığım pek çok durumla karşılaşıyorum ve bu durumlarda artık kendime şu soruları sormayı alışkanlık haline getirdim.

Soru 1: Hoşlanmadığın bu durumun dışına çıkmak için bir şansın var mı veya durumun dışına çıkmayı gerçekten istiyor musun?

Soru 2: Hoşlanmadığın bu durumu değiştirmek için kısa vadede yapabileceğin bir şey var mı?

Eğer bu sorulara olumlu bir yanıt verip durumun dışına çıkamazsam o zaman en son ve en etkili soru geliyor.

Soru 3: Herhangi bir yargılama, suçlama yapmadan bu durumu olduğu gibi kabul edebilir misin?

Evet, yargılama yok, suçlama yok, her şey aslında olması gerektiği gibi, sadece şu anda göremiyorum, ileride bunu fark edeceğim ve aslında hoşlanmadığım bu durumun içinde güzel bir şeyler yaratmış olduğumu göreceğim.

Her zaman yapabiliyor muyum, hayır. Altı ay önce 10 olayın 6’sında yapabiliyordum, artık 8’inde uygulayabiliyorum.

İşinize yarayabileceğini düşündüğüm bir olumlama (afirmasyon) yazdım, eğer bunu söylemek sizde olumlu duygular yaratıyorsa gün içinde zaman zaman tekrarlayabilirsiniz. Bu durumları kabul etmenizde ve yaşanana teslim olmanızda katkı sağlayabilir.

“Durumu geçici olarak kabul ediyorum ve ona direnmiyorum, mutlaka bu durumun içinden çıkmam için gereken bilgi veya yardım en doğru zamanda bana gelecektir.”

Unutmayın, her şey geçicidir, sizi üzen durum her neyse çok uzun sürmeyecek aslında, eğer direnmeyi bırakırsanız geçiş süresini de kısaltırsınız. Ayrıca olayları yargılamadan oldukları şekliyle kabul etmek kendinize güvenmeninde bir göstergesidir.

Her ne olursa olsun bir şekilde çözersiniz, nereden mi biliyorum, bugüne kadar hep öyle yaptınız çünkü, sizlere güveniyorum.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

thirteen − 8 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.