Mutluluğun Şifreleri – Bölüm 2


Saat 9.45 gibi buluşma yerine vardı, kahvesini aldı, dar merdivenlerden üst kata çıktı, kütüphanenin yakınındaki geniş oturma gruplarından birisine geçti, bu saatte kimsecikler yoktu etrafta. Biraz sonra telefonu çaldı, arayan danışanı Derya idi, onu üst kata davet etti.

Derya’nın güçlü bir el sıkışı vardı, yerine oturduktan sonra hızlıca konuya girme ihtiyacı hissetti.

“35 yaşındayım, bugüne kadar kariyer odaklı bir yaşam sürdüm, ama orada bile istediğim sonuçları tam olarak elde edemedim, ilişkilerim ve sosyal hayatım ikinci planda kaldı. Biraz işkoliğim açıkçası Kendimi mutsuz ve daha kötüsü umutsuz hissederken sizin sayfanızla karşılaştım, bir süre takip ettim ve kendimi daha iyi hissettiğimi görünce size yazmaya karar verdim.

Ağırlıklı olarak ilişkilerden ve kariyerimden bahsetmek istemekle beraber sizin yönlendirmenize ihtiyacım var, belki sıkıntı benim kendimle ilgili de olabilir, mutluluğun şifresi her ne ise ve her nerede ise artık onu çözmek istiyorum.”

“İşinizle ilgili biraz detay verebilir misiniz, sizin için sakıncası yoksa?”

“Elbette, üniversiteden mezun olduğumdan beri aynı şirkette çalışıyorum, başarı benim için hep önemliydi, işim önce gelir, ilişkilerimde bu yüzden çok sıkıntı çektim, yükselmek için yıllık izin bile kullanmadım çoğu zaman, şimdi geriye dönüp baktığımda hata yaptığımı düşünüyorum açıkçası. Bu yıl şirketin genel müdürü değişti ve yeni genel müdür ile aramız pek iyi değil açıkçası, bana daha farklı davranan birisinin olmasını kesinlikle tercih ederdim. İşteki başarı benim mutluluğum için hep çok önemli oldu”

“İlişkiler üzerinde çalışmak istediğinizden de bahsetmiştiniz, bu alanda durum nasıl?”

“Eskiden bu konuda kendime daha çok güveniyordum açıkçası, “yaşlandıkça” ve birkaç başarısız ilişki deneyiminden sonra kendime olan güvenim azaldı. Mükemmelliyetçi bir yapım var ayrıca. Bir aydır yeni bir erkek arkadaşım var, ama ilişkimiz benim istediğim gibi ilerlemiyor açıkçası”.

“Koçluk dediğimiz zaman pek çok tanımla karşılaşıyoruz. Potansiyel kelimesinin kullanıldığı bir tanımı da var koçluğun. Kişinin içindeki potansiyeli fark etmesini ve kullanmasını sağlamak. Bu potansiyele kuşkusuz mutluluk da dahil.

Potansiyel hepimizde var, ben hepimizin dünyada en az bir konuda çok eşsiz olduğumuza inanıyorum, bu konuyu bulabilenler genellikle daha başarılı, mutlu ve huzurlu bir hayat sürüyorlar.

“Potansiyel hepimizde var ise onu niye tam olarak kullanamıyoruz?”

“ Bunun bence en önemli sebebi iletişim kurmaktaki eksikliklerimiz.

İletişim dediğimizde ben bunu ikiye ayırıyorum, Kendimizle olan iletişimimiz ve diğer insanlarla olan iletişimimiz şeklinde. Bugünün konusu kendimiz ile olan iletişimimiz.

Kendimizle olan iletişimimiz, kafamızda dönüp duran düşünceler ve senaryolar. Anda kalmayı başaramadığımız her zaman kafamız düşüncelerle doludur, bunu engellemenin bir yolu da yoktur, ama en azından istediğimiz şeyleri, olmasını istediğimiz şekliyle düşünmek mümkündür.

Kendimizle olan iletişimimizde yaptığımız en büyük hata kötü senaryo yazımı. Çok ama çok kötü senaristleriz çoğumuz. Ondan sonra da ortaya çıkan filmi yerden yere vurup duruyoruz.

Olaylara sadece kötü tarafından yaklaşmak potansiyelimizi sınırlar.

Bir futbol sahası düşünün, kötü senaryo yazımı ile kendi yarı sahanızda oynuyorsunuz, oysaki maçı kazanmak için gol atmak lazım, siz rakip sahaya gitmiyorsunuz bile. Kendi yarı sahanızda al gülüm ver gülüm takılıyorsunuz.

Yapmanız gereken şey “bu senaryom gerçekten %100 doğru mu, başka nasıl ihtimaller olabilir?” sorusunun üzerinde düşünmek ve mümkünse yazmak.”

Kafanızın içinde dönüp dolaşan senaryoları şöyle bir masaya yatırın bakalım, başka hangi ihtimaller olabilir, bir düşünün, ancak o zaman potansiyelinizi kullanmaya ve mutluluğun şifresini aramaya başlayabilirsiniz.

Bir olasılıklar denizinde yaşıyoruz ve sürekli düşündüğümüz, dikkatimizi verdiğimiz şeyleri yaratma gücüne sahibiz. Kafanın içinde sürekli dönüp duran felaket senaryolarını değiştirmenin zamanı gelmiş olabilir.

Hadi biraz yürüyüş yapalım.”

Ekim ayı için güzel bir hava vardı, t-shirtle dolaşmak mümkündü, öğle güneşi ısıtıyordu. Suadiye tarafına doğru yürüdüler, balıkçı barınağında deniz kıyısındaki masalardan birinde oturdular. Hafta içi günlerde burası gerçekten çok güzel oluyordu.

Birer çay sipariş ettiler, Derya aniden “Siz ne kadar mutlusunuz” diye sordu.

“Genellikle, çoğunlukla mutlu bir insanım. Kesinlikle her zaman değil. Kendimi kötü hissettiğim günler veya dönemler oluyor.

Sürekli mutlu olmak gerçekçi değil, bence mümkün de değil. Günlük küçük sorunlar, zorluklar olacaktır. Hatta daha büyük başarısızlıklar, bazı “felaketler”.

Zaman zaman kendimizi mutsuz hissetmemiz, kafamızın karışması, ruh halimizin değişmesi normal ve sağlıklı olandır.

Diğer yandan; hayatın getirdiği güçlüklerle başa çıkabiliyorsanız, genel olarak bakıldığında yaşamaktan keyif alıyorsanız ve geleceğe dair umutlarınız varsa mutlu olduğunuzu söyleyebilirim.

“Ben mutlu olmak istediğimde alışverişe çıkıyorum” diye yanıtladı Derya.

Mutluluğun 3 türü vardır.

Sizin bahsettiğiniz ilk basamak, en zayıf mutluluk türüdür, satın aldığınız veya yaptığınız bir şeye çık kısa süre sonra alışırsınız ve mutluluk için hep daha fazlası gerekir.

Mutluluğu, birinci basamakta aramak ve ileri gitmemek aslında mutluluğu yanlış yerde aramaktır.

“Para ile saadet olmaz diyorsunuz.”

“Tam olarak öyle değil, para elbette önemli bir faktör, ama söz konusu mutluluksa para hiçbir zaman tek başına yeterli olmaz, daha fazlası lazım”

“Geçen hafta harika bir TV aldım, sizce mutluluğu ne kadar sürer?”

Size keyif veren yeni satın aldığınız 140 ekran LED TV mi yoksa izlediğiniz programlar mı veya beraber izlediğiniz kişiler mi? Yeni koltuk takımı mı daha önemli, yoksa o koltuğa huzur içinde oturabilmek mi?

Yeni kıyafetler almak ve giymek bir iki günlüğüne keyfinizi artıracaktır, diğer yandan daha önemli olan kıyafetiniz ne olursa olsun aynaya baktığınızda kendinize gülümseyebilmek değil mi?

Nerede yemek yediğiniz ve ne yediğinizden ziyade o yemekten ne ölçüde tat aldığınız değil mi esas farkı yaratan?

Nereye seyahat ettiğinizden ziyade kimlerle gittiğiniz ve nasıl vakit geçirdiğiniz daha önemli değil mi?

Ve gittiğiniz her yere kendinizi de götürdüğünüze göre mutlu olmak için kendinize yatırım yapmanız, en azından zaman ayırmanız akıllıca olmaz mı?

İstek listenizi şöyle bir gözden geçirin lütfen, ne kadarı gerçekten çok önemli ve sizinle ilgili, ne kadarı başkalarını etkilemek için orada yer alıyor?

Paranızı ihtiyacınız olmayan şeyler için harcamak ve daha sonra yine ihtiyacınız olmayan şeyleri satın alabilmek için sürekli çalışmak zorunda olmak.

Biraz tasarruf edin, yatırım yapın, bir kısmını ihtiyacı olanlarla paylaşın, bir kısmını eğitiminiz için ayırın. İlgi duyduğunuz bir konuda bir kursa gidin.

Emin olun kendinizi daha iyi hissedecek ve daha mutlu olacaksınız.

Bu sorulara dürüstçe cevap verdiğinizde mutluluğun farklı bir şey olduğunu anlayacaksınız, bu bizi mutluluğun 2. basamağına getirir, kişinin kendisini tanıması, sevmesi ve güvenmesi ile gelen mutluluk ve koçluk çalışmalarının temelinde yer alır.

Mutluluk sizinle ilgili, içinizden gelen bir şeydir. Kendinizle olan iletişiminiz, kendinize neler söylemeyi tercih ettiğiniz ve bunların dolaylı bir sonucu olarak özgüveniniz mutluluğunuzu büyük ölçüde etkiler.

“Benim en büyük problemlerimden bir tanesi sanırım özgüvenimin olmaması, bunu mükemmel olmaya çalışarak gizliyorum, ama bu beni çok yıpratıyor”

“Öğle yemeğinden sonra bu konudan bahsederiz, ne dersiniz?”

“Olur, ama mutluluğun 3. Basamağını anlatmadınız, çok fena aklıma takıldı”

“2. Aşamadaki mutluluğu yakaladıktan sonra diğer insanlara yardım ederek gelen 3. Aşama mutluluğu deneyimleyebilirsiniz”

“Tam anlamadım”

“Birisi size bir iyilik yaptığında siz de ona bir iyilik yaparsınız, veya birisine yardım edersiniz ama karşılığında ondan bir şey gelmesini beklersiniz, gelmeyince kızar veya üzülürsünüz. 3. Basamakta herhangi bir karşılık beklemeden vermek yer alıyor”.

“Bana şimdilik çok uzak”

“Her şeyin bir zamanı var” dedi Mert ve hesabı ödedi.

Sahilyolundan Caddebostan’a geri döndüler, öğle yemeğini güzel bir İtalyan Restoranı olan İl Padrino’da yediler. Yemekten sonra Cafe Nero’ya geri döndüler. Hava güzel olduğu için bu kez dışarıdaki rahat koltuklara oturdular, birer double espresso aldılar ve koçluk seansına başladılar.

“Özgüven ve mükemmel olmaya çalışmaktan bahsedelim mi?” diye sordu Derya.

“Kendi kendimizle konuşuruz hepimiz, bunu sesli olarak yapana deli gözüyle bakılır, belki bu nedenle sessizce yapmayı severiz. Siz genel olarak kendinize neler söylüyorsunuz, kafanızın içinde dans eden sizinle ilgili düşünceler neler?”

“Özgüvenim az, kendimi yetersiz buluyorum, ne yaparsam yapayım mükemmel olmuyor, buna mutluluğum, kariyerim ve ilişkim dahil, bazen kendimi çok güçsüz hissediyorum, her şeyi bırakıp gidip bir dağ köyüne yerleşmek istiyorum. Kendi kendime çok kızıyor ve acımasızca eleştiriyorum.”

“Şimdi sizinle farklı bir uygulama yapacağız, siz koç olacaksınız, ben danışan, ben sizin rolünüzü üstleneceğim, sizde bana yardımcı olmaya çalışacaksınız, yapabilir misiniz?”

“Evet, yapabilirim sanırım”.

“Özgüvenim az, kendimi yetersiz buluyorum, ne yaparsam yapayım mükemmel olmuyor, buna mutluluğum, kariyerim ve ilişkim dahil, bazen kendimi çok güçsüz hissediyorum, her şeyi bırakıp gidip bir dağ köyüne yerleşmek istiyorum. Kendi kendime çok kızıyor ve acımasızca eleştiriyorum.” diye başladı Mert.

“Kendisine bunları söyleyen ve bu şekilde düşünen bir insanın mutlu olması neredeyse imkansız.”

“Ama söylediklerimin hepsi %100 doğru, ben böyle bir insanım, kendimi yetersiz hissediyorum.”

“Hepsinin doğru olduğunu düşünmüyorum, ayrıca %100 doğru diye bir şey olamaz, niye yetersiz olduğunuzu düşünüyorsunuz?”

“35 yaşındayım, bekarım, bütün arkadaşlarım evlendi, hatta çoluk çocuk sahibi oldular, ben kariyere odaklandım ve bir aile kurmayı beceremedim”

“Evlenmemiş olmak, çocuk sahibi olmamak beceriksizlik  mi, üstelik daha 35 yaşındasınız. Bir arkadaşınız size bunu söylese ona beceriksiz der misiniz?

“O kadar değil tabi”

“Ne dersiniz öyleyse?”

“Becerdiğin pek çok şey var, bunu da halledersin senin için önemliyse derim”

“Başka?”

“Niye olmadığını sorarım, bazı şeyleri değiştirirse farklı sonuçlar alabileceğine vurgu yaparım.

“Niye?”

“Bir soruna ancak bu şekilde çözüm bulunabilir”

Mert, rol değişimini sona erdirdi, bu kadarı yeterliydi, Derya çok eğlenmişti ve bugün ilk defa gerçekten gülüyordu, konuyu kavramıştı.

“Kendinize niye bu şekilde yaklaşmıyorsunuz?”

“Kendimle bu tip bir diyalog içinde olmak bana komik geliyor”

“Zaten kendinizle konuşuyorsunuz bütün gün, bunu hepimiz yaparız, bu durumda neden kendinizi destekleyecek sorgulamalar yapmayasınız ki? Demin yaptığınız rolü hatırlayın, benimle gerçekçi bir şekilde konuşarak bana yardımcı oldunuz, kendinize de yardım edebilirsiniz. Daha farklı gerçeklikler olabileceğini kendinize hatırlatın, başlangıç için tek yapmanızı istediğim bu.”

“Ya bir işe yaramazsa?”

“Bunu söylediğinizde kendinizi nasıl hissediyorsun?”

“Çaresiz ve umutsuz”

“Evet, çünkü kendinize yine olumsuz bir şeyler söylemiş oldunuz.”

“Geçmişte yardım aldım, bazı deneyimlerim oldu, çok fazla işe yaramadı açıkçası”

“O halde niye benimle çalışıyorsunuz?”

“Bu sefer farklı olabileceğine dair bir his var içimde”

“Geçmiş geleceğe eşit değildir, bunu biliyorsunuz ve bu yüzden buradasınız, sizi doğru anlamış mıyım?”

“Evet, sanırım öyle. Bazı denemeler yaptım ama çok fazla değildi aslında, ilk defa koçluk alıyorum ve işe yarayabileceğini düşünüyorum, bu yüzden buradayım.”

“Şimdi kendinizi nasıl hissediyorsunuz?”

“Çok daha iyi, teşekkür ederim”

Seanslarını sonlandırlar, saat beşi yirmi geçiyordu, ertesi gün buluşmak için sözleşip ayrıldılar.

Derya kendini ferahlamış hissediyordu, bu hissi özlemişti, arabasına doğru gitmek yerine biraz daha yürüyüş yapmaya karar verdi.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

16 + 1 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.