Mutluluğun Şifreleri 6. Bölüm – Aşk Hakkında Ne Düşünüyorsun?


Derya sabah yataktan kalktığında kendisini daha önce hiç olmadığı kadar enerjik ve keyifli hissediyordu. Mutsuzluğu kaybolmaya başlamıştı. Rahatlamış gibiydi, koçluk seansları ve yaptıkları derin sohbetler kesinlikle iyi gelmişti. Omuzlarından bir yük kalkmış gibi hissediyordu, omuz ve sırt bölgesindeki fiziksel ağrılar da azalmıştı. Mutlu olmaya hakkım var diye düşündü, kendisini iyi hissetmeye başlaması ile birlikte karamsar düşünce yapısı yavaşça ortadan kayboluyordu. Bulutlar dağılmaya başlamıştı ve sonbahar güneşi adeta bir yaz güneşi gibi içinde parlıyordu.

Kanlıca’da buluştular, iskelenin yanındaki kafe’de fazla kimse yoktu, birer çay söylediler, Boğaz’dan geçen gemiler olduklarından daha büyük gözüküyorlardı. Sohbete başladılar, Derya kendisi ile ilgili gelişmeleri paylaştı. Mert “kısa bir tekrara ne dersin, öğrendiklerini pekiştirmiş olmuş olursun” diye sordu.

“Pekala, öncelikle mükemmel olmaya çalışmaktan vazgeçtim, ya hep ya hiç felsefesini terk ettim. Bazı konularda vasat olmayı içten bir şekilde kabul edemiyorum henüz ama üzerinde çalışıyorum. İnsan olarak değerimin başardıklarımla bir ilgisinin olmadığını anladım, başarı takıntımı yumuşattım. Ve en önemlisi sanırım dün konuştuklarımızdan sonra kendimi sevmem ve değer vermem için bir başkasının onayına veya beni sevmesine ihtiyacım olmadığını anladım.”

“Kısa bir test yapalım bakalım, var mısın?”

“Çok isterim”

“Sen koç olacaksın, seans yapmayacağız ama, ben üzerinde çalıştığımız konular ile ilgili çarpıtılmış varsayımlar ileri süreceğim, gerçekten inandığın şekilde cevap vermeni istiyorum. Doğru olduğunu tahmin ettiğin şekilde değil, içinden geldiği, inandığın şekilde cevap ver lütfen.”

“Peki, anlaştık, elimden geleni yaparım.”

“Başarılı olan insanlar daha mutlu olurlar”

“Katılmıyorum, aralarında bir ilişki yok” Christopher Morley’in bir sözünü okudum dün, “bu hayatta tek bir başarı vardır, o da istediğin gibi yaşamaktır”.

“Mutluluk büyük ölçüde bizimle ilgili bir şeydir”

“Katılıyorum”

“Hayatın kontrolü bizim elimizde değildir”

“Olayları değil ama tepkilerimizi kontrol edebiliriz, bu da bize önemli ölçüde bir kontrol verir”

“Mutlu olmak istiyorsak olaylar karşısında üzülmekten vazgeçmeliyiz”

“Bu anlamsız, hayatta inişler çıkışlar ve üzüntü duyulacak durumlar yaşanacaktır, duyguları ifade etmek daha sağlıklı, bir insanın sürekli her olay karşısında gülmesi ve mutlu olması sağlıklı bir durum değil”

“Anında tepki vermek her zaman en doğrusudur”

“Katılmıyorum, çoğu zaman bir tepki verme süresi bırakmak ve kızgınlıkla ani bir şekilde hareket etmemek daha doğrudur, sakinleşip düşünüp öyle tepki vermeyi tercih edebilirim.”

“Herkesi memnun etmeliyim”

“Alakası yok, üstelik böyle bir şeyi istesem de başaramam zaten”

“İhtiyaç duyan herkese yardım etmeliyim”

“Bu mümkün değil, böyle bir isteğim veya sorumluluğum yok, ama diğer insanlara yardım etmek kesinlikle çok güzel bir şey, elimden geldiğince kendi ölçülerimde yardım etmem yeterli benim için.”

“Mutlu olmam için sevgilimin, annemin ve patronumun mutlu olması gerekiyor”

“Bir hafta önce sorsan belki evet derdim, ama şimdi alakası bile yok diyebiliyorum, öncelikle kendi mutluluğum gelir ve bu benimle ilgili bir şey. Elbette çevremdeki insanların mutlu olması beni mutlu eder ama benim mutluluğum buna bağlı değil, ikisi çok farklı şeyler.”

“Standartlarımı yüksek tutup onlara ulaşmaya çalışmak öncelikli hayat amacım”

“Sanmıyorum, bu mutsuzluğu garanti eden formüllerden bir tanesi, bunu deneyimledim ve biliyorum, artık bu şekilde davranmayacağım. Öncelikli amacım kendim ve benim mutluluğum.”

“Hata yapmak üzücü bir deneyimdir, hata yapmaktan kaçınmalıyız”

“Dün bahsettiğin söz aklıma geldi, nerede düştüğün değil nerede sendelediğin önemlidir demiştin sanırım, artık hatalarıma bu gözle bakacağım, onlardan bir şeyler öğrenmeyi tercih edeceğim, hata yapmaktan kaçınmak zaten mümkün değil, insan olarak hata yapma özgürlüğünü bırakmak istemiyorum, daha önemli olan aynı hatayı tekrarlamamak ve ders çıkarmak olabilir belki.”

“Yaptığımız işi en iyi şekilde yapmalıyız, yoksa bir anlamı olmaz”

“Beni zorluyorsun ama artık böyle düşünmüyorum gerçekten, hayır, en iyi diye bir şey yok, bu bir illüzyon, kime göre neye göre en iyi? Yaptığım işe yaratıcılığımı katıyorsam ve keyif alıyorsam benim için anlamı var demektir”

“Diğerlerinden daha iyi yapmak önemli ama değil mi?”

“Hayır, diğerleri ile bir yarış halinde olmak istemiyorum artık, yapacağım tek karşılaştırma kendime dair olacak, bir yıl önce neredeydim bugün neredeyim ve bir yıl sonra nerede olmak istiyorum, hepimiz farklı kulvarlardayız, bu yarış ve bu bakış açısı çok anlamsız, artık bunu görebiliyorum.”

“En az bir konuda gerçekten çok iyi olmalıyım”

“Hiçbir konuda çok iyi olmama gerek yok, vasat olabilirim, olmayabilirim, bunların gerçekten bir önemi yok. Önemli olan şey şu, kendime değer verdiğim bir ortamda bir şekilde yaratıcılığımı kullanarak faydalı olabiliyor muyum, anlamı olan bir hayatım var mı, küçük çapta bile olsa hayatlarına dokunduğum insanlarda bir iz bırakabiliyor muyum, elbette hepsinden önemlisi dengede miyim, düşündüğüm, söylediğim ve yaptıklarım uyum içinde mi?”

“Sevgilimin ilgisi yine de önemli ama”

“Elbette önemli ama daha önemli olan benim kendime gösterdiğim ilgi. Dünkü egzersizde bunu çok net bir şekilde anladım, sevgilimi umursadığımın yarısı kadar kendimi ve isteklerimi umursasam her şey çok farklı olabilirmiş.”

“Testten geçtin”

“Böyle bir test var mı gerçekten?”

“Hayır, ben uydurdum, sadece öğrendiklerini pekiştirmeni istedim.”

“Farkındalığım çok gelişti” dedi Derya.

“Aşk hakkında ne düşünüyorsun?” diye ilave etti.

“Ben aşkı en büyük özgürlük olarak tanımlıyorum. “

“Aşk ve özgürlük arasında nasıl bir bağlantı kurdun?”

“En kuvvetli duygumuzu, yani sevmeyi özgür bıraktığımız yer aşk olduğuna göre, en büyük özgürlük de aşık olmaktır aslında. Ve özgürlük bizi en çok mutlu eden değerlerin başında gelir. Bunu anlamak için kendinizi özgür hissettiğiniz anları düşünmeniz yeterli.”

“Sanırım haklısın, ben de Mehmet’e karşı çok kuvvetli duygular hissediyorum.”

“Aşık olmamış insanların tasavvuf okullarına kabul edilmediğine dair çok sayıda hikaye var.

“Bu iyiymiş bak. Bazen boşuna zaman kaybetmişim geçmişte diye düşünüyorum, yaşadığım ilişkiler aklıma gelince.”

“Boşuna zaman kaybetmek diye bir şey yoktur, bu sadece bir bakış açısıdır. Bir başka bakış açısına geçerek yaşadığınız her deneyimden bir şeyler kazandığını düşünebilirsin. “

“Aşık olduğumuz insanla evlenmeliyiz değil mi, aşk olmazsa olmaz mı?”

“Aşık olmak ile birisiyle ilişkide olmak farklı şeylerdir, bazen bu noktada değişik bir bakış açısı işe yarar. Uzun süreli ve mutlu bir ilişki için benim görüşüme göre aşkın dışında, sevgi, dostluk, güven gibi unsurlar da gerekir. “

“Karşılıksız aşk hakkında ne düşünüyorsun, geçmişte bu tip deneyimlerim de oldu”

“Aşkın karşılıklı olanı makbuldür, bazen birisine saplanıp kalırız, duygular karşılıklı değilse zaman kaybı budur işte bir ölçüde. “

“İnsan sadece bir defa mı gerçekten aşık olur?”

“İnsan hayatı boyunca birden fazla defa aşık olur ama her ayrılıkta sanki bir daha aşık olmayacakmış gibi üzülür, bu da bir ölçüde doğaldır. Aşık olduğumuzda beynimizin salgıladığı kimyasallar 3 ay ile 6 ay arasında bir süre sağlıklı bir şekilde düşünmemizi bile engelleyebilir. İnsanların çoğu ilk aşkı ile evlenmiyorlar, demek ki birden fazla aşık oluyoruz ve aşk acısı bir şekilde geçiyor.”

“Aşkın süresi var mı ? “

“Bilmiyorum, her aşk için farklıdır herhalde, kimi 7 ayda bitirir kimi 7 senede. Aşk bir şeylere dönüşür, bu dönüştüğü şey çoğu insanın hoşuna gider genelde ve onu aşk olarak tanımlamaya devam ederiz. Önemli olan bizim tanımlarımızdır zaten.”

“Daha önce bir kere aşık olup kendimi çok kötü kaptırmıştım, bu nedenle duygularımı serbest bırakmakta zorlanıyorum.”

“Aşkı bulduğunu düşündüğünde elde etmek ve elde tutmak için elinden geleni yapmanı tüm kalbimle tavsiye edebilirim. Sakın daha önceki ilişkilerinde yaşadığın acılardan dolayı kendini aşka kapatma, bu kendini kısıtlayıcı bir inancın içine hapsetmekle eş anlamlıdır.”

“Bunu aklımda tutacağım, teşekkür ederim.”

Öğle yemeği saati gelmişti, yarım saatlik bir yolculukla Anadolu Kavağı’na geldiler, yanaşan vapur ile birlikte onlarca İtalyan turist ortalıkta dolaşmaya başlamıştı. İskeleye yakın bir yere oturup midye tava sipariş ettiler. Daha sonra waffle yediler. Bir çay bahçesine oturup öğleden sonraki seanslarına başladılar.

Seansın bitiminde Derya “bütün bu çalışmaların sonucunu hemen alırım değil mi?” diye sordu.

“Her şeyin bir zamanı var”

“Sabırla bekle diyorsun yani”

“Sabır, sadece bekleme becerisi değildir. Beklerken doğru davranış sergileme yeteneğidir. “

“Nasıl yani, tam anlamadım, üstelik ben pek sabırlı birisi sayılmam”

“Yapabileceğin en iyi şey beklerken hayatını dengede tutmaktır”

“Başka”

“Her şeyi sen tek başına değiştirmeyeceksin. pek çok şeyi kendi başına yapma ısrarını bırakmalısın, gelişme kaydediyorsun ama yeterli değil, almayı bilmek de önemlidir, bunu sakın unutma”

“Haklısın, özellikle iş yerinde her şeyi tek başıma yapmaya kalkıyorum ve bu beni gereksiz yere çok yoruyor, benzer bir şekilde ilişkimizde de biraz Mehmet’in yardımını alabilirim sanırım.”

“Her şeyin hemen olmasını istemekten vazgeç. Dünya’nın ve doğanın nasıl bir ritmi varsa senin ve hayatının da benzer bir ritmi var. Onunla beraber çalışmayı daha iyi öğrenmelisin.

Eğlenmeyi ihmal etme, sabırla beklemenin ne olduğunu bilmiyorsan, eğlenerek bekle.”

“Bunu sevdim, sanırım eğlenerek bekleyebilirim, çok teşekkür ederim.”

“Rica ederim, unutma her şeyin bir zamanı var ve zaman senin iyiliğin için çalışıyor”

“Nasıl yani?”

“Bir isteğimizin hemen olmaması çoğu zaman bizim için daha faydalıdır, arada geçen sürede o isteğimizi gerçekten ne kadar istediğimizi anlar ve isteğimizle uyumlanacak gelişmeleri yaşarız”

“Hiç böyle düşünmemiştim, ama şimdi mantıklı geliyor, seninle yaptığımız bu çalışmaların hayatıma tam zamanında girmesi gibi.”

“Sen neye hazırsan o da senin için hazırdır”

“Gitmeye hazırım” diye gülümsedi Derya. “Akşam Mehmet’le buluşacağız, beraber Galatasaray’ın Kopenhag maçını izleyeceğiz, geç kalmak istemiyorum, öncesinde eve uğrayacağım daha”

Anadolu kavağının virajlı yollarına batmakta olan güneşin ışıkları vuruyordu, Mert arabayı yol kenarında durdurdu ve biraz böğürtlen topladı. Rahmetli Anneannesi ve Teyzesi geldi aklına, burada durup böğürtlen toplamışlardı kaç defa. Çocukluğu geldi aklına, eğer hayatta olsalardı ne güzel olurdu diye düşünmeden edemedi.

Paylaş

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

thirteen + 6 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.