Mutlu Değilseniz Başarılı da Sayılmazsınız


Mutlu ve huzurlu olmadığınız sürece başarılı da sayılmazsınız. Bu aralar benimsediğim, içimde yaşattığım bir söz.

Kurumsal işimden ayrılıp yazarlık ve koçluk yapmaya başladığımdan beri en sık muhatap kaldığım soru “Sana inanamıyorum, nasıl oldu da hayalinin peşinden gidecek cesareti buldun, şimdi daha mutlu musun?”. Tercümesi hayatımı nasıl seçtim ve seçtim de ne oldu?

 Çok mutluyum ve çok daha huzurluyum kendimi eski halimle kıyasladığımda. Yapmak istediklerimin hepsini henüz gerçekleştirmedim, bazı şeyler benim istediğim süratle ilerlemiyor, ama biraz sabır gösterip elimdekilere ve yaptıklarıma odaklandığımda kendimi başarılı görüyorum ve yeni fırsatlar çıkarıyor hayat karşıma.

“Hayatımı nasıl seçtim?” sorusunun benim için cevabı aslında çok basit, “Gelecekte nasıl bir yaşam sürmek istiyorum?” sorusunu yönelttim kendime ve cevabını bulmak için kendime zaman tanıdım, insanların hayatlarına dokunarak yaşamak istediğimi keşfettim önce, sonra da bunu iyi yapabileceğimi düşündüğüm ve aynı zamanda keyif aldığım yazarlık ve koçlukla birleştirdim. İyi yaptığınızı düşündüğünüz şeyler ile yaparken keyif aldığınız şeylerin kesişim kümesinden inanılmaz hazineler çıkartabilirsiniz, bir düşünün derim.

Hala kendime sorular sormaya devam ediyorum, çünkü biliyorum ki cevap var olmasa soru da olamaz, soru olduğuna göre cevap da vardır.

Geçenlerde bir konferansa katılana kadar yaptığımın koçluk açısından teknik açıklamasını bilmiyordum. Orada öğrendim ki; güven aralığını sıfırlayıp kendimi hayata teslim etmişim. İyi ki de öyle yapmışım 🙂

Merak etmeyin ne olduğunu anlatacağım, belki sizin de peşinden gitmek için biraz daha cesaretlendirilmeye ihtiyaç duyduğunuz bir hayaliniz vardır.

Dr. Brene Brown bu konuda demiş ki: Güven aralığını sıfırlamak; kırılgan, savunmasız olmaya cesaret edebilmek, herkesle bir bağlantı halinde olduğumuza ve yalnız olmadığımıza güvenmektir.

Utanç duyma korkusu, hayatımızı seçme konusunda bize lazım olan cesaret ve güvenin önündeki en büyük bariyerimizdir, aynı zamanda hata yapma özgürlüğümüzü de ortadan kaldırır.

Güven aralığını sıfırlamak demek; mükemmelliyetçi olmayı bırakıp olana güvenmektir, kesin ve emin olma durumunu terk ederek karşılaştırmalardan vazgeçmektir.

Çözüm ise bence; utanma duygusunu oluşturan beklenti ve endişeler konusunda bir farkındalık yaratarak, yaşayacağımızı düşündüğümüz şeyleri kendimizle konuşmakta ve/veya yazmakta bulunabilir.

Yeni hayatıma geçmeden ve cesaretle bir adım atmadan önce bu egzersizi ben gerçekten defalarca yaptım, detaylar için “Hayatını Seç” isimli kitabımın 126. ve 130. Sayfaları arasındaki bölümü okumanızı öneririm.

Bir anlamda güvenliği daha az olan yeni hayatımda, en çok sevdiğim şeylerden bir tanesi güne ailemle beraber kahvaltı yaparak başlamak sanırım. Genelde menüyü küçük kızım Ada’nın zevkine göre dizayn ediyoruz; peynirli minik krepler ve portakal suyu 🙂

Eski hayatımda olup şu anki hayatımda olmadıkları için sıklıkla şükrettiğim 3 şey var; işe gidip gelmek için günde 3 saatimi trafikte harcamak, sabahın köründe uyanıp traş olup takım elbise giymek ve mesai saatlerine bağlı olmak. Zamanı kendimin yönettiği yeni hayatımı çok ama çok seviyorum.

En önemlisi çok daha huzurlu, mutlu, keyifli ve sağlıklıyım, mücadele etmekten (direnç göstermekten) uzlaşı ortamına, kaostan anlayış ortamına geçtim; dengemi buldum, e daha ne olsun 🙂 . Kısacası kendimi önce mutlu ve huzurlu, sonra da başarılı hissediyorum.

Bir şey değiştiğinde bazen her şey değişir ya bana da öyle oldu sanırım, işimi değiştirdim, hayatım değişti. Bu nedenle her şeyi değiştirmek istiyorsanız bir şeyi değiştirmekle başlayabilirsiniz.

Koçluk seanslarına başlarken danışanlarıma sorarım, “Hayatının hangi alanında yapacağın bir değişiklik ve kendini bu konuda biraz daha iyi hissetmen, diğer bütün alanları da olumlu etkileme kapasitesine sahip?” Sizde bu sorunun cevabı üzerinde düşünüp bir yerlerden başlayabilirsiniz.

Geçenlerde bir danışanımla sohbet ediyorduk, sanatla ilgilenmek istediğini ve yetenekli olduğunu, diğer yandan kurumsal hayatta kazandığı para ile sağladığı lükslere bağımlı olduğundan bahsediyordu.

Ben öyle değilmişim demek ki, bu dönem daha çok evde zaman geçirdiğimiz bir dönem ama onun da keyifli yanları çok fazla açıkçası. Çocuklarla beraber daha çok oyun oynuyoruz, evde yemek hazırlıyoruz hep beraber, akşamları da çocuklar yattıktan sonra DVD geceleri yapıyoruz.

Birisi bana ayda 20bin TL kazanabileceğim bir iş teklif etse bile tekrar kurumsal hayata döneceğimi sanmıyorum, onlarsız yapabileceğim şeyleri yapmak adına bir kez daha aynı hataya düşmeyeceğim.

Diğer yandan; sosyal hayat anlamında insan aynı şeyleri yaptığı zaman aldığı keyif zaman içinde azalıyor tabii ki; üçüncü dilim çikolatalı kekin ilk dilime göre daha az lezzetli gelmesi gibi. Yapılan aktiviteleri çeşitlendirmek faydalı olabilir. Henüz yapmadığım ama yapmak istediğim o kadar çok şey var ki hala, sıkılacağımı hiç sanmıyorum.

Yeni hayatımda çok güzel olan bazı şeyler benim seçtiğim mesleklerle de bir ölçüde ilgili tabii ki. Mesela okur mesajları alıyorum, hiç tanımadığım bazen başka kentlerde yaşayan insanlar bana mesaj atıp kitabımı çok beğendiklerini ve yeni kitaplarımı beklediklerini söylüyorlar. Geçenlerde bir arkadaşım aradı, trende yolculuk ederken bir başkasının dikkatle benim kitabımı okuduğunu görmüş. Bu nasıl bir mutluluk ve keyif, gerçekten kelimelerle anlatamam.

Seanslarım bittiğinde de çoğu zaman aynı duyguyu yaşıyorum, danışanlarımın güzel sözleri, onlardaki ilerlemeyi izlemek çok zevkli.

Uzun zamandır görmediğim bir türlü görüşmeye fırsat bulamadığım insanlarla yeniden görüşmeye başlamak, bir bağ kurmak inanılmaz keyifli.

Tabii ki eski iş arkadaşlarımı özlüyor ve sık sık ziyaret ediyorum, en son çalıştığım yerde 5 yıl geçirip oradaki arkadaşlarımın bir bölümü ile kardeş gibi olmuştum.

Bu süreçte çok güzel yeni arkadaşlıklar ve hatta dostluklarda edindim. Ailem ve yakın arkadaşlarımın desteğini zaten gördüm, ama beni hayal kırıklığına uğratanlar da oldu. İyi de oldu 🙂 . Çünkü Tanrı/Evren siz ne isim veriyorsanız, karşıma o kadar güzel insanlar ve onların iyiliklerini çıkardı ki her şey bir şekilde dengelendi ve istediğim gibi oldu.

Yanlış anladıklarım, kırdığım insanlar da oldu. Yardım alma ihtiyacını ifade edemediğimizde ters tepkiler verebiliyoruz bazen hepimiz.

Hayatımda hiç “kötü” şeyler olmuyor mu? Oluyor elbette, sizlerin hayatında ne kadar oluyorsa bende de o kadar oluyor. Ama ben hayatımda olan güzelliklere odaklanmayı, dikkatimi onlara vermeyi seçiyorum, küçük bir ayrıntı gibi gelebilir ama büyük bir fark yaratabilir bu bakış açısı hayatınızda. Bu nedenle size de tavsiye ederim.

Doğanın hareketlerine baktığınızda bir döngü vardır, sadece mevsimlerin birbirini takip etmesi değil, rüzgar çıkar, delicesine eser ve sonra bir anda sanki hiçbir şey olmamışcasına durur. Yağmur yağar bardaktan boşanırcasına ama sonsuza dek sürmez, bir anda güneş yüzünü gösterir bulutların arasından, hatta şanslıysak gökkuşağı da görürüz. Hayat da böyledir, düz bir çizgide ilerlemez, doğal bir akışta kesintiler ve hatta bazen gerilemeler de olabilir.

Ben hala bir öğrenciyim, her şeye bir hediye gözüyle bakmayı öğreniyorum, her gün yeni bir şeyler öğrenip insanlarla paylaşıyorum ve bundan büyük keyif alıyorum.

Sonuç olarak toparlamak gerekirse, eski benle kıyaslandığında çok daha mutlu ve huzurluyum ve sırf bu yüzden başarılıyım aslında. Bu ara dönemin sonunda kararım değişmedi; yine olsa yine giderim, yine olsa yine yaparım ve yüreğini titreten bir isteği/hayali olan herkese de kalbinin sesini dinlemesini ve peşinden gitmesini tavsiye ederim.

“İnsan sıkı tutmalı yüreğini, çünkü gitmesine izin verirse çok geçmeden aklı da gider peşinden.” demiş Nietzsche.

Sevgiler

 

Paylaş

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.