Koç Adayı – 1. Bölüm


Mert cumartesi sabahı uyandı, saat 7.30’du. İlk seansı saat 9.30’da idi. 10 nokta kontrolü ile güne erken ve enerjik başlamayı bir alışkanlık haline getirmeye çalışıyordu. Söz konusu yöntem olağan şeyleri takdir etmek üzerine kurulu basit bir yaklaşımdı ama genellikle çok işe yarıyordu.

1.Gözlerini açtı, sağ tarafındaki dolabın kapağında onu heyecanlandıran vizyon panosu vardı, hayallerini, isteklerini ve hedeflerini çağrıştıran resimleri gözden geçirerek güne başlamak güzel bir motivasyon sağlıyordu.

2. Uzanıp pencereyi açtı. Hangi mevsimde olursa olsun sabah uyanınca camı açıp temiz hava sirkülasyonu sağlamak önemliydi. Pencereden mis gibi sonbahar havasının kokusunu aldı, hafif bir serinlik vardı onu canlandıran. “Temiz hava her zaman iyi gelir” diye düşündü.

Ayaklarını oynattı, onları karnına doğru çekti, sonra bir çocuk gibi battaniyeyi tekmeledi. Mayıs ayında geçirdiği bel rahatsızlığı sırasında bu hareketlerin çoğunu yapamamıştı. Sağlığın mutluluğumuz üzerindeki önemini bir kez daha hatırladı. Sağlıklıyken sağlığımızın farkında olmak ve şükretmek çok önemliydi.

3. Kendini yataktan dışarı bıraktı, ayaklarının üzerinde durdu, biraz yürüdü, sonra zıplamaya başladı. Bir dakika zıplamak bile yeterli oluyordu çoğu zaman. Bazen kızları ile birlikte yatağın üzerinde zıpladıkları da oluyordu. Çocuklar, zıplayarak gülmek ve mutlu olabilmek konusunda ona unuttuklarını hatırlatmışlardı.

4. Nefes egzersizine başladı. “Sağlıklı bir şekilde uyanmak, sağlıklı nefes alıp vermek harika bir duygu” diye içinden geçirdi. 2 dakika güçlü bir şekilde nefes alıp vermek bile onu canlandırmaya yetmişti.

5. Banyoya girdi, suyu açtı, duşa girdi. Suyun canlandırıcı etkisi çok barizdi. Bir iki kez suyu soğuğa çevirip tekrar ılık hale getirdi.

6. Duştan sonra giyindi, ona keyif veren yakın zamanda aldığı bir şeyler seçti, yeni aldığı şeyleri sıkılana kadar arka arkaya giymeyi seviyordu.

7. Dişlerini fırçaladı, aynaya gülümsedi, her ne olursa, gülümsemek kesinlikle iyi hissettiriyordu. Bir dakika boyunca gülümsedikten sonra banyodan çıktı.

8. Salona geçti, Frank Sinatra CD’sini buldu, sevdiği şarkıları dinlemek iyi geliyordu kesinlikle. “Love and Marriage” çalmaya başladı.

9. Mutfağa gitti, çayı demledi, peynirli yumurta yapmaya karar verdi, ekmek kızartma makinesine iki tane tost ekmeği attı, yumurtanın pişme süresini buna göre hesaplıyordu. Kızarmış ekmeklerin kokusu harikaydı, peynirli yumurtası hazır olunca, bir fincan çay aldı, muhteşem bir lezzet. Kahvaltıyı biraz tatlı ile sonlandırdı, çilek reçeli, bir kaşık bile yeterli oluyordu. Hızlıca sofrayı topladı. “Güne güzel bir kahvaltı ile başlamak için zaman ayırmaya değiyor” diye düşündü.

10. Kitabını alarak salondaki en rahat koltuğa geçti, ayaklarını pufa uzattı. Güzel bir kitaptan 15 dakika okumak yetiyordu çoğu zaman.

Artık güne başlamaya hazırdı. Arabasına atladı, Caddebostan Sahili’ne indi, arabayı park etti, Cafe Nero’ya girdi. Saat 9 olmuştu. Filtre kahve aldı, üst kata çıktı, etrafta fazla kimse yoktu. Rahat oturma gruplarından birisine yerleşti.

Laptopunu çantadan çıkardı, düğmesine bastı, cihaz açıldı, internete bağlandı. “İnsanın bir lap topu olması ve kablosuz ağ ile her yerden internete bağlanması harika bir şey” diye aklından geçirmeden edemedi.

Önce hızlıca maillerine baktı, koçluk almayan isteyen kişilerden gelenleri yanıtlamak üzere işaretledi. Her gün düzenli yazıştığı 2-3 arkadaşıyla günaydınlaştı, sonra hızlıca sosyal medya paylaşımlarını yaptı. Genelde bir gece öncesinde karar veriyor ve bu sayede zamandan kazanıyordu.

Biraz sonra danışanı geldi, önce biraz havadan sudan konuştular, daha sonra seanslarına başladılar. Saat 10.45 gibi seansları sona erdiğinde Mert eve dönmek için henüz erken olduğuna karar verdi. Bahçeye indi, sabah serinliği bitmişti ve kasım ayı normallerine göre sıcak bir hava vardı. Double espresso alıp hafif güneş alan bir masa seçti.

Lap topunu açtı ve maillerini gözden geçirdi. Bir tanesi özellikle ilgisini çekmişti.

“Merhaba, bir süredir web sitenizdeki ve facebook sayfanızdaki yazıları takip ediyorum. Sizi çok başarılı bulduğumu söylemeliyim. Orta ölçekli bir aile şirketinin iletişim bölümünde çalışıyorum. İletişim alanında ciddi bir deneyimim var. Pek çok eğitim ve seminere katıldım. Kişisel gelişim kitapları okumayı da seviyorum. Ben hem koçluk almak istiyorum hem de yakın gelecekte koçluk yapmayı ciddi olarak düşünüyorum. Bu nedenle farklı bir program yapabilir miyiz diye düşündüm ve size sormak istedim açıkçası. Günde bir veya iki seans yapsak ayrıca siz bana koçluk hakkında genel bilgiler aktarsanız, bir bakış açısı kazandırsanız, bende sorularıma cevap alsam harika olur. Sizinle yapacağım çalışmaya göre koçluk yapıp yapmayacağıma karar verebilirim belki. Sadece bir sorunum var, 10 gün sonra 6 aylığına yurt dışına gideceğim ve bu çalışmayı gitmeden önce mutlaka yapmak istiyorum. Eğer karar verirsem koçluk eğitimi almaya yurt dışında başlayacağım. Sizin içinde uygunsa bana pazartesi – perşembe arasında 4 günlük bir program yapabilir misiniz? Cevabınız umarım olumlu olur, görüşmek üzere, sevgiler. Pınar.

Mert biraz düşündü. Bu kadar kısa sürede yapılacak koçluk çok etkili olmayabilirdi, hele ki sonrasında görüşme ve takip imkanı olmayacaksa. Ama diğer yandan sahip olduğu bilgileri paylaşıp Pınar’a koçluğu meslek olarak yapmak konusundaki karar alma sürecinde danışmanlık yapabilirdi. Programını gözden geçirdi, bazı ayarlamalar yapması gerekecekti. Kabul ettiğini belirten bir mail gönderdi. Perşembe sabahı buluşacaklardı.

Pınar’a ayrıca bir ev ödevi verdi, web sitesindeki “Yaşam Koçluğu Nedir” başlıklı yazısını okuyarak gelmesini rica etti.

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

10 − four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.