Geçen yıl yaptığımız Datça tatilinin ardından bu kez de Datça üzerinden Selimiye’ye geçtik arkadaşlarımızla kısa bir tatil için. Datça’da bir Bilge’ye uğrayıp sohbet ettik ve kahvesini içtik, açmayı planladığı Bilgelik Okulu ile meşguldü, bunu ayrı bir yazıda anlatırım.

Hadi gelin şimdi Selimiye tatili notlarımıza bakalım. Birinci gün sabah dokuz feribotu ile Bodrum’dan Datça’ya geçtik, Bilge’ye kısa bir ziyaret yaptıktan sonra 13.30 gibi Selimiye’ye vardık. Selimiye’ye gelirken merak ettiğimiz için iki farklı yerde durduk, bunlardan bir tanesi Turgut Şelalesi idi, yolu çok bozuk olan ve aşırı kalabalık olan minicik bir şelale ve küçük bir su birikintisinden ibaret, bence yolu uzatmaya hiç gerek yok. Diğer uğradığımız yer ise Delikliyol Mehmet’in yeri oldu, Selimiye’ye oldukça yakın olan bu koyda denize girmek ve bir şeyler atıştırmak mümkün. Lakin biz gittiğimizde vakit öğleni geçmişti ve deniz dalgalanmıştı, ayrıca kahvaltıya gelmiş olan kalabalık turist grupları mekanı adeta işgal etmişti. Düzgün bir servis de alamayacağımızı düşünerek kısa bir nefeslenmenin ardından oradan ayrıldık. Akşam gün batımı saatlerinde güzel olduğunu düşünüyorum ama gitmedim.

Öğle yemeğimizi Mavi Pide’nin Selimiye şubesinde yedik ve çok memnun kaldık, patlıcanlı pide benim gerçekten çok hoşuma gitti. Daha sonra pansiyonumuza geçtik. Selimiye tatili için tercih etmiş olduğumuz Narlı Pansiyon’a bayıldık. Burası kelimenin gerçek anlamı ile bir aile işletmesi, tüm aile işin başında, çok temiz kalpliler, bahçesi bir harika ve denize çok yakın bir mesafede. Pansiyon’dan çıkıp otoparkın içinden geçtiğinizde sahile ulaşıyorsunuz ve hemen oradaki plajın merdiveninden kendinizi Selimiye’nin sıcak sularına bırakıyorsunuz.

Biz ilk gün biraz benim de ısrar etmemle plaj malzemelerimizi yanımıza alıp araba ile Sığliman’a gittik. Adından da anlaşılacağı üzere burası denizin aşırı sığ olduğu bir plaj. Buradan malzemelerimiz ile on dakika patika bir yoldan yürüyerek Cennet Koyu’na vardık. Güzel mi derseniz gerçekten çok güzel, ama hiçbir tesis yok, her şeyi kendiniz taşıyacaksınız, ayrıca kalabalık da sayılır. Daha sonra Selimiye’nin ana koyunda denizin çok güzel ve temiz olduğunu fark ettiğimde gitmesem de olurmuş dedim.

Selimiye’nin denizi gerçekten çok güzel, Bodrum Gündoğan Koyu’nun neredeyse aynısı, büyük ve derin bir koy, taşlık ama zaten hemen derinleşiyor ve sıcak bir deniz. Selimiye’nin kıyı şeridi ise bana hep Türkbükü’nü anımsattı, hatta oradaki gibi küçük ahşap bir köprü var sahili iki ayrı bölgeye ayıran. Gündüz plaj olarak hizmet veren işletmeler akşam da restorana dönüşüyor.

Biz ilk akşam yemeğimizi Üzüm’de yedik ve çok memnun kaldık, hem mezeler hem de ilgi ve alaka çok güzeldi. Üzüm’ün hemen yanında Delice yer alıyor, burası da çok güzel bir mekana benziyor. İki işletme kendi aralarında anlaşmışlar, saat 22.00 ye kadar bir tanesinde müzik çalıyor, 22.00 den sonra diğerinde, bu sayede sesler karışmıyor ve müşteriler iki tarafın müziğin de yararlanabiliyor. Canlı müzik performansı olduğunda da sesin çok yüksek olmamasına gayret ediyorlar.

Ağırlıklı olarak soğuk mezeler ve çok güzel sıcak mezeler yedik, biraz da içki içtik. Gelen hesap İstanbul ve Bodrum ile kıyaslandığında çok makul bir seviyede idi, bunu sevindirici buldum Selimiye açısından.

İkinci gün daha önce methini duyduğumuz tekne turunu yapalım dedik. Selimiye’nin meşhur karizmatik kaptanı Şener Kaptan’ın Sılanur 3 isimli teknesinde biraz şansın da yardımı ile yer bulduk. Şener Kaptan prensip sahibi bir insan, 20 kişiden fazla almıyor teknesine, herkesin yemekte nereye oturacağı bile en baştan belli, müzik de yok. Dirsek bükü tarafına gittik, bu koyda uzun bir öğle molası da verdik. Gerek koyların güzelliği gerek Şener Kaptan’ın anlatımı ve teknenin yemekleri hepsi çok güzeldi, tavsiye ederim.

Akşam tekne turundan sonra pansiyonda duşumuzu alıp araba ile Bozburun’a gittik. Kaya Otel’in önüne arabımızı park ettik ve Bozburun Yat Klübü’nün Zodyak botu ile klübe geçtik. Gündüz arayıp yer ayırtmıştım, iyi ki de öyle yapmışım, hiç boş masa yoktu. Dirvana ailesine ait bu mekanda harika bir şekilde karşılandık ve çok güzel bir akşam geçirdik. Garsonumuz yemekten sonra ayrılmadan önce bize biraz tesisi de gezdirdi, özellikle gece mehtabın büyüleyici göründüğü zen bahçesini çok beğendik.

Akşam yemeğindekiler çok güzeldi, kabak kızartma ile patlıcanlı karides özellikle aklımda yer etmiş. Malzeme kalitesi ve ortam açısından bakıldığında yine makul bir hesap geldi.

Üçüncü gün sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra arabaya atlayıp Söğüt Köyü’ne gittik. Köye giderken meşhur Manzara Restoran’ın önünden geçerken durduk. Yüksek sezonda haftalar öncesinde rezervasyon yaptırmanız gereken olağanüstü manzaraya sahip bir yer. Çok merak ettiğimiz için durduğumuzu söyledik, sağ olsunlar onca işlerinin arasında bize harika bir kahve ikramı yaptılar, biz de kahvelerimizi içerken manzaranın tadını çıkardık. Burası Türkiye’nin en güzel akşam manzarasında sahip dört beş yerinden birisi olabilir diye düşündüm.

Söğüt’e vardığımızda sola doğru döndük ve koyun sonuna yakın bir yerde bulunan Mavi Akvaryum Beach Otel’e gittik, günübirlik 50 TL harcama karşılığında tesisten yararlanabilirsiniz dediler biz de kabul ettik. Deniz öğlene kadar gerçekten mükemmel, sonra dalgalanıyor. Arkadaki ağaçların altında öğle uykusu için kullanabileceğiniz gölge alanlar da var.

Akşamüzeri Selimiye’ye döndük, ana koyda denize girdik, pansiyonun bahçesinde biraz keyif yapıp Selimiye’deki son akşam yemeğimiz için hazırlandık. Bu sefer de Giritimu isimli restoranı tercih ettik deniz kıyısında, yine çok sayıda soğuk ve sıcak mezeden ana yemeğe yer kalmadı, lezzet, servis ve fiyat oldukça iyiydi.

Selimiye’nin tatlıları da meşhur, tatlıya düşkün iseniz işiniz zor, çok sayıda butik mekan var, loşta tatlısı, magnolia tatlısı gibi lezzetlere karşı koymak pek mümkün değil.

Son gün kahvaltımızın ardından Kumlubük ve Amos koylarında yüzme molası verip Marmaris’in içinden geçerek Akyaka’ya geldik. Azmak kıyısında kısa bir çay molasının ardından ayaklarımızı buz gibi suya soktuk ve eğlendik.

Son molamızı Akbük koyunda verdik, koyun en sonunda bulunan restoranı tercih ettik, deniz gerçekten olağanüstü idi. Yüzmelere doyamadık ama bir şekilde akşam Bodrum’da olmamız gerekiyordu. Ören üzerinden dönüş yoluna geçtik