İÇİNDE OLDUĞUMUZ SÜREÇTE DEĞİŞİME HAZIRLIK – DEĞİŞİM HIZI

En güzel havuz

Elisabeth Kübler Ross 1926 tarihinde İsviçre’de doğan ve 2004 yılında ABD’de gözlerini yuman bir psikiyatristtir. Kederin veya yasın beş aşaması olarak adlandırılan bir model yaratmıştır. Bu modeli içinde olduğumuz sürece ve değişimin nasıl yönetilebileceğine uyarlamak mümkün olabilir mi? Bugün bu konuda düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Kübler Ross değişim modeli eğrisinde yaşanılan her değişim; İnkar veya reddetme, öfkelenme, pazarlık etme, depresyon ve kabul etme şeklinde ilerlemektedir. Değişim hızı herkes için farklı olacaktır elbette, diğer yandan kabul etme aşamasına ne kadar çabuk gelebilirsek değişimi başlatmamız ve yönetmemiz mümkün hale geliyor.

Dünyada ve ülkemizde durumun nasıl yaşandığını ve yaşanmakta olduğunu gelin biraz hatırlayalım. Salgın haberleri ile duyulduğunda ve Çin’deki ilk görüntüler servis edildiğinde hepimiz önce büyük çaplı bir şok yaşadık. Daha sonra bunu inkar etme veya reddetme aşaması takip etti. Burada bilimsellikten uzak her türlü argümanı kullandık bireyler olarak, virüs bizi etkilemez bile dedik. Virüs yayıldıkça ve yayılım kontrol altına alınamadıkça önce öfke sonra da pazarlık (sokağa çıkma yasağı uygulanırsa iki hafta sonra hayat normale döner mi?) ve depresyon başladı, evlere kapandık. Sürecin ne zaman biteceğini kestirememek ve bunun yarattığı belirsizlikle üzüldük. Şu an büyük ölçüde içinde olduğumuz durumu kabul etme aşamasındayız. Kabul ettiğimiz nokta yavaş yavaş gücü elimize almaya başladığımız noktadır.

Peki uyum ve değişim yani entegrasyon nasıl olacak?

Bunu şu an kimse tam olarak bilmiyor. Diğer yandan ilk yapılması gereken şey bir tür içsel huzur ve dengeyi yeniden kazanmak olmalı. Aklımıza gelen olumsuz düşünceleri üreteceğimiz olumlu düşünceler ile dengelemeye çalışacağız. Geçtiğimiz günlerde yayınladığım bir yazıda düşündüğünüz her şey gerçek olmayabilir demiştim, aklımıza gelen olumsuz düşünceler nadiren gerçekleşir, bunu geçmişe dönüp baktığınızda fark edersiniz.

İkinci bir yöntem duygularımızı yaşamaya izin vermektir. Duygularımızı inkar etmeye çalışmak iyi bir yöntem değil çoğu zaman işe de yaramayacaktır zaten, bu nedenle tüm duyguları yaşamak için kendimize izin vermeliyiz, duygularımızı bastırmak iyi bir seçenek değil.

Dengeyi bulmak ve sakinleşmek için anda kalma becerilerimizi artıracağız. Geriye dönüp salgının başlamasını engellemek gibi bir şansımız maalesef yok. Gelecek henüz büyük belirsizlikler içeriyor. O halde içinde olduğumuz ana konsantre olmaya ne dersiniz? Anda kalmak ile ilgili yazılar da paylaştım yakın zamanda, arzu ederseniz web sitemden okuyabilirsiniz.

Değişime hazırlanmak için dördüncü bir yöntem ise etki alanımızda hareket etmeyi alışkanlık haline getirmeye çalışmaktır. Değiştirme gücünüzün olduğu konulara dikkatinizi vermeye çalışın, özellikle içinde olduğumuz dönemde bu çok önemli bir konudur.

Beşinci bir yöntem ise sevgiyi daha fazla yaşamak ve göstermek olmalıdır. Meşhur hikayenin sonunda doktor hasta olan çocuğun ailesine “o halde daha fazla sevgi verin” demişti.

Ayrıca hayatın anlamı konusu her zaman olduğu gibi çok önemli olacaktır. Viktor Frankl gibi toplama kampından sağ çıkmayı başarmış bir terapistten ve benzer örneklerden yararlanabiliriz.

Paylaş

Önerilen Yazılar