HİÇBİR ŞEY YAPMAK İSTEMEYEN ADAM 2. BÖLÜM “BU CÜMLE KİME AİT?”


Ahmet ile Kozyatağı’ndaki Kayalar Benzin İstasyonu’nda buluştular. Mert ne olur ne olmaz diyerek depoyu doldurdu. Ümraniye sapağına kadar trafik oldukça yoğundu, Çekmeköy’den sonra yol açıldı. Mert birkaç kez sohbet konusu açmaya çalışsa da pek başarılı olduğu söylenemezdi. Ahmet sessiz bir gününde gibi gözüküyordu.

Otobandan Şile’ye doğru ilerlediler, önce Ömerli’yi geçtiler, Şile’ye vardıklarında ilçe merkezine girmeden Ağva’ya doğru devam ettiler ve İmrenli Köyü’ne vardılar. Mert arabayı sahile park etti. Buraya daha önce bir kere gelmişti, çok güzel bir kumsalı vardı. Hava sıcaklığı Ocak ayında olmalarına rağmen 20 derece civarındaydı.

Kumsalda yürürlerken birkaç sokak köpeği onlara eşlik etti, yalnızlıktan sıkılmış gibi bir halleri vardı.

Yürüyüşten sonra sahildeki yaz kış açık lokantanın terasına konuşlandılar. Mert buranın işletmecisi Ekrem Ağabey ile biraz havadan sudan sohbet etti, sonra bir semaver çay sipariş etti.

“Bugün kendini nasıl hissediyorsun Ahmet?”

“Çok iyi olduğumu söylersem yalan olur.”

“Sence buna sebep olan temel şey nedir?”

“Umudum kalmadı hiç.”

“Hiç mi?”

“Evet, hiç.”

“Kendini en son ne zaman umutlu hissetmiştin?”

Ahmet kafasını sola kumsala doğru çevirdi, ileride doğal bir dalgakıran görevi gören kayalar vardı, sular bazen kayaların üzerinden aşıyordu.

“Yaz aylarıydı, Ağustos sanırım, eski işimden ayrılıp yeni işime başlamadan önce Bodrum’da bir hafta tatil yapmıştım, o sıralar daha umutluydum hayata karşı.”

“6 ay önce kendini umutlu hissediyordun, şu an umutsuz olduğunu söylüyorsun, 6 ay sonra tekrar umutlu hissedebilirsin, buna bir itirazın var mı?”

“Hayır yok, bu da bir bakış açısı elbette.”

“Umutsuzluğunun derinlerinde ne var Ahmet, niye umutsuz hissediyorsun?”

“Durumumun çaresiz olduğunu düşünüyorum.”

“Eğer gerçekten öyle düşünüyorsan burada benimle ne işin var?”

Ahmet o gün ilk defa belli belirsiz gülümsedi. Gülümsemesinde bile daha çok hüzün vardı.

“Beni fena yakaladın, belki %5 bir şansım olabilir, onu deniyorum işte.”

“Demek ki tam anlamıyla çaresiz veya umutsuz değilsin.”

“Evet az da olsa inancım var sanırım.”

“Bu hafta yüzde birin önemi isimli bir yazı yayınlamıştım, onu okudun mu?”

“Sanmıyorum, aslında yazılarını takip etmeye çalışıyorum ama gözümden kaçmış olmalı.”

“Bir işi her defasında bir aşamasını tamamlamak üzere, keyif alacağın küçük parçalara bölmek yerine tamamı üzerine odaklanırsan zorlanabilirsin, yazının ana fikri buydu, sana ne anlam ifade ediyor?”

“Evet, bunu yapıyorum, hem de çok, özellikle iş hayatında.”

O sırada Ekrem Ağabey elinde kocaman bir semaverle geldi, semaveri ve iki çay bardağını masaya bıraktıktan sonra uzaklaştı.

“Şimdi hiç mola vermeden kesintisiz bir şekilde ağzımızı yakmak pahasına bu semaverdeki çayı ikimiz birlikte 20 dakikada içebiliriz. Veya yaptığımızdan yani çay içmekten keyif alarak onu güzel bir ritüele dönüştürerek sohbet ederek 2 saatte içebiliriz.”

“Ne demek istediğini anlıyorum, her şeyin bir anda ve hemen olmasını istemek işin doğasına aykırı, anlamsız ve keyifli de değil ayrıca, ama uygulayamıyorum işte.”

“Hemen sonuçlara atlama, uygulayamadığını nereden biliyorsun, uygulayamazmışsın gibi hissediyorsun, bu zor gözüküyor ama henüz test etmedin.”

“Evet, haklısın sanırım, ama ben çok tembelim.”

“Kendini bu şekilde etiketlemene izin veremem. Bazen belli konularda belli dönemlerde tembel davranışlar sergilemiş olabilirsin, bu senin tembel olduğunu göstermez. Hepimiz zaman zaman tembel davranışlar sergileriz. Bir şeyi davranış boyutundan alıp kimlik boyutuna çıkarıp üzerine bir etiket yapıştırma.”

“Anladım.”

“Neden zaman zaman tembel davranışlar sergiliyorsun sence, çalışkan davrandığın ve tembel davrandığın konular arasında nasıl bir fark var?”

“Bir şeyin önemli olduğunu düşünürsem çalışkan oluyorum, önemsiz olduğuna inanırsam tembelleşiyorum.”

“Başka ne olabilir?”

“Aslında sebep başka sanırım, sen üsteleyince fark ettim ki, eğer başaramayacağımı düşünürsem tembelleşiyorum.”

“Bu aralar kendini eve kapatmanın bir nedeni de bu olabilir mi acaba?”

“Kesinlikle evet, en büyük kişisel yenilgime hazırlanıyorum, çaba sarf etsem bile başaramayacağım hissi var.”

“Hepimiz başarı ve başarısızlığı zaman zaman deneyimleriz. Hiç kimse sürekli olarak her alanda başarılı olamaz. Başarıyı sonuçlar yerine süreç üzerinden değerlendirmeyi öğrenirsen kendini daha sık başarılı olarak hissedeceksin. Son bir yılda çok önemli şeyler öğrendin ve kendini geliştirdin, buna ne dersin?”

“Aslında dediğinde doğruluk payı var, kendi işimi kurabilecek kadar çok bilgim ve tecrübem var, önemli bir kısmı son bir yılda edindiğim bilgi ve deneyimler. İş yerindeki stres beni tüketmeye başlamadan önce bir arkadaşımla ortak bir şeyler yapmayı planlamaya başlamıştık.”

“Niye yapmadınız?”

“Hata yapmaktan korktum, eşimin ve ailemin gözünde küçük düşmekten korktum sanırım, neticede bugüne kadar hep maaşlı işlerde çalıştım, unvanlarım ve gelirim yükseldi.”

“Hepimiz insanız, benzersiziz, fakat mükemmel değiliz. Hata da yapabiliriz, başarısız da olabiliriz, bunların hiç biri sonsuza dek sürmez. Değer verdiğimiz insanlar bize bunun içinde değil biz olduğumuz için değer verir.”

“Evet ama ben çocukluğumdan beri kendimi başarı baskısı altında hissediyorum.”

“Yaşadığın bütün stresin kaynağının bu olabileceğini söylesem”

“Haklı olabilirsin.”

“Başarısız olursan ne olur?”

“Kendimi aptal gibi hissederim.”

“Bu senin için neden önemli?”

“Aptalsam herkes benimle alay eder, dalga geçer, arkamdan konuşur.”

“Diyelim ki gerçekten birileri öyle yaptı, sonra ne olur?”

“Kendimi değersiz hissederim ve üzülürüm.”

“Değersiz olmak seni niye üzer?”

“Bu hayatım boyunca bir baltaya sap olamayacağımı gösterir.”

“Bunu sen söylemiyorsun, bu cümle kime ait?”

Ahmet’in gözünden bir damla yaş süzülür, “Babama ait” der güçlükle.

 

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 + 8 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.