Hayatımı Değiştiren Bir Hafta


Pazar akşamı telefonu uzun uzun çaldı. Mutfakta yemek pişiriyordu, sonra bakarım diye düşündü ama arayan kişi ısrarlıydı. “Belki gerçekten önemlidir” , hızlıca salona geçip telefonunu 3 yaşındaki kızının elinden aldı ve açtı.

Telefondaki ses, yıllardır görmediği çocukluk arkadaşı Aslı’ya aitti, bayramlarda telefonlaşır, birbirlerinin hayatını facebook üzerinden takip ederlerdi daha çok. Aslı, bir yandan ağlamasını bastırmaya çalışarak hızlı hızlı konuşuyordu, “mutlaka İzmir’e gelmen lazım, çok kötüyüm, yardımına ihtiyacım var, telefonda çözebileceğimiz bir şey değil, ne olur lütfen gel ve çabuk ol”.

Filiz ne düşüneceğini ve ne söyleyeceğini bilemiyordu, “tamam” dedi, bir saniye sonra biraz pişman olmuştu, telefonu kapadı ve ne yapacağını düşünmeye başladı.

Bir yıl önce boşandığı ve görüşmeye devam ettiği eşi Ahmet’i aradı, telefon açılmadı, muhtemelen spor salonundaydı, mesaj bıraktı.

Sonra aklına annesini aramak geldi, annesi ilk çalışta telefonu açtı, “Anne benim acilen İzmir’e gitmem gerekiyor, Suna’yı birkaç günlüğüne size bırakacağım” dedi ve annesinin cevap bile vermesine fırsat bırakmadan telefonu kapattı. Hazırlanmaya başladı.

Kızını annesine bıraktı, annesine ani bir iş toplantısı nedeniyle İzmir’e gitmesi gerektiği yalanını söyledi. Havalimanına giderken Ahmet geri aradı, aynı yalanı ona da anlattı, annesini ziyaret etmesini ve Suna ile ilgilenmesini istedi.

Uçağın kalkmasını beklerken geç bir saat olmasına rağmen patronunu aradı, bakıcının işten ayrıldığı yalanını uydurdu ve bir iki gün izin istedi.

İzmir’de taksiciye hızlı gitmesini söylerken kafasından bin bir türlü düşünce geçiyordu. Bu hafta işyerinde çok önemli toplantıları vardı, hatta bir iki akşam geç saatlere kadar çalışmayı planlamıştı, bir akşam kızı Suna’yı arkadaşının doğum günü partisine götürmek için söz vermişti, annesini doktora götürmek istiyordu, bütün planlar alt üst olmuştu.

Aslı’yı gördüğünde her şeyi unuttu, ağlamaktan yüzü gözü şişmişti, önce sarıldılar, sonra ona bir bardak su verdi ve konuşana kadar biraz rahatlamasını sağladı. Aslı’nın babasına kanser teşhisi konulmuştu. Erken teşhis nedeniyle tedavi mümkündü, fakat Aslı üzüntü ve şoktan hareket kabiliyetini yitirmişti.

Filiz kendi babası Ertuğrul’u kaybettiğinde yaşadıklarını hatırladı, babası ona veda ederken “her mutluluğun arkasında özgün bir hikaye vardır, kendi hikayeni kendin yazacaksın demişti”.

Bir iki gün kalmayı planladığı İzmir’de tam bir hafta kaldı. Aslı’nın, babası dışında yakın akrabası yoktu. Bütün işleri organize etti, birkaç doktorla görüştüler, tedavi yöntemine karar verdiler ve Orhan Amca’yı tedavisi için hastaneye yatırdılar.

Bir hafta sonra İstanbul’a döndüğünde kendisini bir kaosun beklediğinden emindi. Zaman zaman telefon konuşmaları yapmış ve maillerini kontrol etmiş olsa bile içi içini yiyordu adeta.

Öncelikle annesinin evine koştu, Suna’ya sarıldı, eski eşi Ahmet’i orada görünce biraz şaşırdı, Annesi ile pek geçinemezlerdi. Olanları anlattı ve yalan söylediği için özür diledi, onu anlayışla karşıladılar.

Ertesi gün işe normal saatinden 2 saat önce gitti, kendisinin hazırlaması gereken raporları arkadaşları hazırlayıp masasına bir örneğini bırakmışlardı. Patronu küçük bir not bırakmıştı bir zarfın içinde. Zarfı adeta yırtarcasına açtı, kovulduğundan emindi neredeyse.

“Lütfen bir daha bana yalan söyleme, istediğin zaman izin alabilirsin, arkadaşının durumuna üzüldüm, neler yapabileceğimizi konuşmak üzere seni saat 9’da kahve içmeye davet ediyorum”.

Patronuyla konuştuğunda Aslı’nın babası Orhan Amca’nın patronu Erdinç Bey’in eski bir dostu olduğunu öğrendi ve yalan söylemiş olduğu için çok utandı.

O hafta biraz fazla çalışarak işlerin kalan kısmını toparladı, Ahmet hemen her akşam bakıcı gittikten sonra Suna ile ilgilendi, annesi de pişirdiği yemekleri taşıyıp durdu.

Filiz döndükten sonra 3 tane karar aldı.

Filiz bir daha yalan söylemedi, her şeyi tek başına yapmak zorunda olmadığını anladı, yardım isteğini dile getirmeye başladı. Sonuncusu ve belki en önemlisi ise, o olmasa bile işlerin bir şekilde yürüdüğünü, kendisine zaman ayırabileceğini fark etti.

Spora başladı, eski hobisi olan resim yapmaya tekrar zaman ayırdı, evin bir odasını resim çalışmaları için ayırdı, bir kitap okuma klübüne üye oldu, kendisindeki değişimi fark eden arkadaşları onu sık sık buluşmaya davet ediyorlardı.

Bir günde değil ama bir süre sonra hayatı neredeyse tamamen değişti. Kendisine zaman ayırmaya başlaması ile birlikte neredeyse yepyeni bir insan olmuştu. Özgün yaşam hikayesini yazmaya başlamıştı sonunda.

6 ay sonra Ahmet ile yeniden evlendiler, 2 yıl sonra bir erkek çocukları oldu. İsmini Ertuğrul olarak belirlediler.

Hayatta hiçbir şey için geç değildir, her yeni gün yeni bir gelecektir, kendi özgün hikayenizi yazmaya başlamak için ne bekliyorsunuz?

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

two × four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.