Falcının Kehaneti


Sonunda beklediği gün gelmişti, tam bir aydır falcıdan randevu almaya çalışıyordu. 15 dakikalık bir kahve falı seansı için 250 TL ödemeye hazır ne kadar çok insan vardı, üstelik falcı sadece tek bir soru cevaplıyordu.

Sorusuna iyi çalışmıştı, küçük kağıdı katlayıp cebine yerleştirdi ve evden çıktı. Adresi navigasyon cihazına girdi, 20 dakika sonra büyük bahçeli beyaz bir köşkün önünde durdu.

Arabasını park etti, kapıyı çaldı. Kapının açılmasını beklerken küçük kağıdın cebinde olup olmadığını kontrol etti. Kapıyı genç bir kız açtı, en fazla 20 yaşında olmalıydı, “Annem sizi bekliyor, kahvenizi nasıl alırsınız?” diye sordu. “Az şekerli olsun” yanıtını verdi ve içeri girdi.

Bekleme salonuna geçti, dergileri karıştırmaya başladı. 10 dakika sonra kendisini kapıda karşılayan kız yeniden ortaya çıktı ve onu merdivenlerden 2. Kata çıkardı. Sol tarafta yüksek tavanlı bir odaya girdiler, falcı “hoş geldiniz” diyerek onu oturduğu yerden kalkmadan karşıladı.

Kahvesini içerken aralarında herhangi bir konuşma geçmedi, falını kapadı ve fincanın soğumasını beklemeye başladılar. Gözü duvardaki maarif takvimine takıldı, 11 Şubat 1972 tarihli yaprakta takılmıştı takvim.

10 dakika kadar sessizce oturduktan sonra falcı kahve fincanına uzandı ve incelemeye başladı. Aşk hayatı ve kariyeri ile ilgili bazı saptamalardan sonra ailesi hakkında bir şeyler söyledi, sağlığı hakkında yorumlar yaptı. Üç aşağı beş yukarı diğer falcıların söylediği şeylerdi işte. Sonunda “evet, sorunu bekliyorum” dedi.

Küçük kağıdı çıkardı ve kağıttan sorusunu okudu. Falcı bir iki dakika düşündü, fincanı ve tabağı elinde çevirdi, derin bir nefes aldı ve “Evet, eğer olasılıkları iyi değerlendirirsen istediğin bir yıl içinde gerçekleşecek” diyerek seansı noktaladı.

Hepsi bu kadardı, teşekkür etti, parasını nakit olarak ödedi ve köşkten ayrıldı.

Ertesi gün koçu Mert Çuhadaroğlu ile randevusu vardı. Bu üçüncü buluşmalarıydı. Nedense falcıya gittiğinden bahsetti ve falcının cevabını söyledi.

Mert gülümsedi, “falcı doğru söylemiş, ama bunu bilmek için falcı olmaya gerek yok, olasılıkları nasıl iyi değerlendirebileceğini öğrenmek ister misin?” dedi.

Elbette isterdi, koçu anlatmaya başladı.

“Seansımız başlamadan önce seninle 15 dakika sohbet edeceğiz, sonra sana koçluk yapacağım”.

“Ufuk çizgisi nerede” diye sordu koçu. “Olduğum yerden göremiyorum” diye yanıtladı. “Ama onun orada olduğunu biliyorsun, ayağa kalkar, hareket eder ve uygun bir pozisyon bulursan onu görebilirsin, değil mi?

“Elbette, bunu biliyorum”

“Olasılıklar da böyledir işte, bazen olasılıkları görebilmek için harekete geçip bakış açımızı değiştirmemiz gerekir”.

Nasıl ki ufuk çizgisi seni 360 derece çevreliyorsa, olasılıklar da öyledir, bir çemberin merkezindesin, her tarafın olasılıklarla dolu ve tek yapman gereken bir çizgi çekip o çizginin üzerinde sabırla yürümek.

Bunu yapmadığın sürece hayal kırıklığı yaşayacaksın ve sen yürümeye başlayana kadar çizgi gözükmeyecek. Bu senin sana özgü yolun olacak.

Falcıya gittiğine göre geleceği görmek veya öğrenmek istiyorsun. Olasılıklar senin geleceğindir, onları iyi değerlendirmek demek, gelecek henüz yaşanmadan nasıl bir gelecek istediğini düşünmek ve bunu gerçekleştirmeye odaklanmak demektir.

Olasılıkların farkına varmak ve onları değerlendirmek için daha çok farkındalıkla yaşamalı ve zaman içinde bazı davranış kalıplarını değiştirmeyi öğrenmelisin.

Bu hafta için sana bir ödev vereceğim ve bir hafta sonra buluştuğumuzda kontrol edeceğim.

Kağıda yazmış olduğun isteğini elde etmek için bugüne kadar uygulamadığın, hatta düşünmediğin 3 yeni fikir ne olabilir?

İsteğinle doğrudan veya dolaylı olarak ilgili bir kitap okuyarak özetini çıkarmanı istiyorum.

İsteğin gerçekleştiğinde kutlama yapmak için daha önce hiç görmediğin ama merak ettiğin bir yer için bir yıl sonrasına bir uçak bileti rezervasyonu yaptırmanı istiyorum, hem de 2 kişilik.

Kağıda yazdığın isteğin her ne ise bunu gerçekleştirmiş olan bir kişinin ismini istiyorum.

İsteğin gerçekleştiğinde nasıl bir ruh halinde olacağını gösteren bir resmini getirmeni istiyorum son olarak.

“Ama benim bunları yapacak zamanım yok ki” diye itiraz etti hemen.

Mert gülümsedi yine, merak etme, onu da bir sonraki seansımızda anlatacağım.

Arkası yarın.

Sevgi ile kalın.

Paylaş

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

eighteen + 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.