Geçen gün seansımızın bitiminde danışanımla sohbet ediyorduk. Yıllardır kişisel gelişimle ilgilendiğini, pek çok kitap okuduğunu, eğitimlere katıldığını, aradığı cevapların önemli bir kısmını Mutlulukla Değişim Programı’nda bulduğunu söyledi. Sonra da ilave etti, “artık kişisel gelişimden emekli olmak istiyorum”. Ona anlattıklarımı ve sohbetimizin özünü sizinle de paylaşmak istedim.

Ben İstanbul’un Beykoz İlçesi’nde tipik bir mahalle hayatının içinde büyüdüm. En büyük kahramanım Dayımdı. Çok fazla arkadaşı vardı, hep birlikte çok eğlenirlerdi. Haftanın 6 günü çalıştığı için Pazar günü öğleden önce uyanmazdı. Uyandıktan sonra pikabı ile oynamama izin verirdi, çok güzel plakları vardı, Boneym’in Rasputin parçasını defalarca dinlerdim. Dünya Kupası’nı beraber izlerdik, Anneannem ile Teyzem yer yatağında yatarlarken kanepeden goool diye fırladığımızda fırçayı da yerdik elbette.

Kişisel gelişimle tanışmamıştık ama mutluyduk. Bu nedenle mutluluğun çok fazla şeye sahip olmaktan ziyade az şeye ihtiyaç duymakla ve/veya sahip olduklarımızın farkında olmakla ilgili olduğunu düşünürüm. Çok fazla bilgi ediniyoruz, her yer kişisel gelişim kitabı dolu, kendi kitaplarımı da ayrı bir yere koymuyorum, ama anlamak için ne kadar zaman ayırıyoruz. Anlamak, hissetmek ve uygulamak. İşte koçluğun kişisel gelişim kitaplarından farkı da burada devreye giriyor.

Neyse biz konumuza geri dönelim. Daha mutlu insanlar sizin hayal ettiklerinize sahip olmayabilir ama ihtiyaç duyduklarını da düşünmüyorlar.

Sağlık elbette çok önemli, bir işe sahip olmak, üretmek, temel ihtiyaçlarınızı karşılayacak seviyede geçiminizi temin etmek, bir ailenizin ve sizi seven dostlarınızın olması, bunlar önemli. Şöyle bir düşünün lütfen, belki bunların hepsine veya çoğuna sahipsiniz ama mutlu olmadığınızı söylüyorsunuz. Mutluluğu sahip olmadıklarınızda ararsanız, mutluluk kaçar siz kovalarsınız.

Diğer insanların ne yaptığını, nasıl bir evde oturduğunu, nasıl bir otomobil kullandıklarını, ne kadar paralarının olduğunu veya ne kadar havalı bir işte çalıştıklarını bir an için boş verin. Şöyle bir rahatlayın. Mutluluk için gereken her şeye sahip olduğunuzu düşünün. Bu bakış açısı ile sürdürün hayatınızı sadece bir gün. Bildiklerinizi anlamaya çalışın.

Benim rastladığım mutlu insanlar “ortalama” bir hayat sürüyorlar, sabahları erken kalkıp çalışıyorlar, akşam tatlı bir yorgunlukla yemeğe oturuyorlar, aileleri ile sohbet ediyorlar, çay içip TV’de yarışma programı izliyorlar. Hafta sonları aileleri veya arkadaşları ile zaman geçiriyorlar.

Siz mutlu insanların nasıl yaşadıklarını, neler yaptıklarını düşünüyorsunuz? Simone de Beauvir’in meşhur sözüdür, mutluluk herkes gibi yaşarken kimse gibi olmamaktır. Hayatı yaşayın.

Sevgi ile, mutluluk ile kalın.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × 3 =