Dün kaldığımız yerden devam edelim. Bilge ile anda kalmak üzerine sohbet ediyorduk. “Bana bu işin formülünü öğretecektin, bekliyorum” dedim sabırsızlıkla.

“Gün içinde yaşadığın şeylerin farkındalığını kazanman lazım öncelikle, bunun için en etkili yöntem şükretmektir, hem olayı yaşarken, hem de gece yatmadan önce o gün yaşadığın olaylardan gördüğün şeylerden sende güzel izler bırakanları yazarak not almalısın.”

“Bunu yapıyorum zaten” diye yanıt verdim, yanımda taşıdığım günlüğümü Bilge’ye uzattım. Günlüğü açmadan masanın üzerine yerleştirdi ve şöyle devam etti, “Sadece büyük ve önemli olayları yazmışsın, her günün içinde saklı minik mucizeleri not almamışsın; güneşin doğuşu ve batışı, kuşların sesi, çiçeklerin güzelliği, kızlarına sarıldığında hissettiklerin, içtiğin çayın tadı, yaptığın sohbetlerin lezzeti yok.”

Yine haklıydı, bakmadan bilmişti. “Nasıl oluyor da bakmadan her şeyi bilebiliyorsun” dedim.

“Bu hepimizin içinde var olan bir yetenek, sadece tek bir şeye konsantre olduğunda ortaya çıkar, geldiğinden beri ben sadece seninle ilgileniyorum.”

“Ben de bunu koçluk yaparken uyguluyorum” diye devam ettim.

“Harika, o zaman tek yapman gereken bunu hayatının bütün anlarına yaymayı denemek”.

“Peki, anda kalmak için başka neler yapabiliriz” diye sordum.

“Gün farkındalığını kazandıktan sonra sıra saat farkındalığı kazanmaya gelir, yanından hiç ayırmadığın o cep telefonu var ya, günün değişik saatlerine alarmını kur, alarm çaldığında o sırada ne yaptığını ve ne düşündüğünü not al bir hafta boyunca, yaptıkların ve düşündüklerin aynı hale gelene kadar bu uygulamaya devam et.”

“Bu kadar mı?”

“Evet, bu kadar”.

Açıkçası biraz hayal kırıklığına uğramıştım, “daha başka?” diye şansımı zorladım.

“Hava serinledi, içeri girelim, onları da içeride anlatırım.”

Saatler çabucak akmıştı yine.

Yarın devam edeceğiz, sevgi ile kalın.

Not: Eski yazılarıma kendi adımı taşıyan web sitesinden ulaşabilir, yazılarımı beğeniyorsanız Hayatını Seç, hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarımı okuyabilirsiniz.