Yıllar önce “içinden yenilenmeyen dışından eskir” şeklinde bir söz paylaşmış ve buna dair bir yazı da kaleme almıştım. Bu düşünceye çok inanıyorum. Bugün de bu konu ile ilgili olabileceğini düşündüğüm başka bir fikrimi paylaşmak istedim sizlerle.

Uzaya yolculuk yapan kişilerin bulundukları yer çekimsiz ortam nedeniyle fiziksel olarak daha az yaşlandıklarını biliyoruz. Peki biz uzaya gidemeyeceğimize göre acaba ne yapabiliriz?

Bu arada bir yanlış anlaşılma da olmasın, 50’li yaşlarıma yaklaştığım şu günlerde yer yaşın ayrı bir güzelliği olduğuna tüm kalbimle inanıyorum, burada ruhun gençliğinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Anda kalmak diye bir konu var biliyorsunuz, artık duymayan kalmadı. Çok kısaca özetleyecek olursak yaptığın şeyi akışta kalarak severek yapmak, sadece o ana konsantre olmak, o sırada geçmişi ya da geleceği düşünmemek diyebiliriz.

Anda kalmayı şöyle de tarif edebilirim, bazen arkadaşlarınızla bir sohbete dalarsınız ya da elinizdeki işle keyifle o kadar meşgulsünüzdür ki geçen zamanı fark etmezsiniz, beş dakika geçti sandığınızda aslında bir saat akmıştır zamandan.

İşte bu anları çoğalttığımız ölçüde genç kaldığımıza inanıyorum, çünkü bizi yaşlandıran zaman fiziken geçen zaman değil hissettiğimiz zaman. Bazen demin ki örneğin tam tersi durumlar da yaşanır, zaman geçmek bilmez, beş dakika bir saat gibi gelir, işte orada da beş dakika değil bir saat yaşlanıyoruz.

Tekrar ediyorum, bahsettiğim fiziksel yaşlanma değil, ruhen ne kadar genç ya da yaşlı hissettiğimiz.

Eğer harika zaman geçiyorsanız, gülüyorsanız, eğleniyorsanız, anda kalabiliyorsanız yaşlanmadığınızı bilin ve tadını çıkarın, hayatta önemli olan biraz da böyle anların sayısını artırmak ve süresini çoğaltmak.

Sevgi ile kalın