Esra sabah 7.30 gibi uyandı, yatak odasının balkonuna çıkarak derin derin nefes aldı ve manzaranın tadını çıkardı. Çok değil bir hafta önce yataktan daha geç kalkar ve kendini yorgun hissederdi, hayatı bir amaca bağlanınca, içindeki sevgi ağacının umut dalları yeşerince bambaşka bir insan haline gelmişti.

Plaj bölümüne indi, burada üzeri sazlarla kaplı çevresi açık bir spor salonu vardı, önce bisiklete bindi, sonra da biraz kürek çekti, ardından kendini serin suya bırakıp biraz yüzdü. Eve döndü, duş aldı, alt kata indiğinde Babası kahvaltıya başlamak üzere onu bekliyordu. Babasına sarıldı ve onu yanağından hafifçe öptü. Babasının 20 yıldır değişmeyen Vakko parfümünün kokusunu aldı. Ne kadar şanslı olduklarını düşündü.

Kapı çaldı, Mert geldi, hep beraber kahvaltı yaptılar. Peynirli tost, omlet ve portakal suyundan oluşan basit ama doyurucu bir kahvaltı. Kahvaltıdan sonra Mert ile Esra Torba’ya gitmek üzere yola çıktılar. Torba Han’a yerleştiler, denize girdiler, deniz burada Bodrum’un diğer yerlerine göre oldukça sıcaktı. Denizden çıktıktan sonra adeta bir ritüel haline gelen türk kahvelerini içtiler, kahvenin yanında lokum servis edilmişti.

Esra “ kendimi şanslı hissediyorum, bana şans getirdin, şansımın devam etmesini istiyorum, bunun bir yöntemi var mı?” diye sözlerine başladı.

“Şanslı olmak, hazır olmaktan başka bir şey değildir. Kim olduğunu ve ne istediğini bilirsin, gözünü açık tutarsın, fırsatları değerlendirmeye hazırsındır. Hepsi bu.

Şanssız olduklarına inanan insanlar fırsatları göremezler bile. Olumsuza odaklandıkları için olumlu olanı fark etmekte zorlanırlar.

Şans Faktörü diye bir kitap var, yazarı Prof. Dr. Richard Wiseman. Bu kitapta bahsedilen çok ilginç bir iki çalışmayı senle paylaşmak istiyorum.

Bir gazete ilanı verilmiş, kendisini çok şanslı veya çok şanssız olarak kişilerin başvurması istenmiş. Sonuçta yüzlerce kişi müracaat etmiş ve bu kişiler şanslı ve şanssız olarak iki ayrı gruba ayrılarak bazı çalışmalar yapılmış.

İlk çalışmada grup üyelerine kendi hazırladıkları bir gazeteyi dağıtmış Wiseman. Gazeteye bakıp kaç tane fotoğraf olduğunu saymalarını istemiş.

Ortalamalar alındığında; şanssızlar grubunun fotoğraf sayma süresi 2 dakika imiş. Şanslılarda ise bu süre saniyelerle ifade edilecek kadar kısaymış.

Bunun nedeni ise gazetenin daha ikinci sayfasında “saymayı bırakın, gazetede 43 fotoğraf yer alıyor” mesajı olmasıymış. Bu mesaj neredeyse sayfanın yarısını kapsadığı halde şanssızlar grubunun neredeyse tamamı tarafından hiç fark edilmemiş.

Bir başka deneyde yine gazeteler dağıtılarak fotoğrafların sayılması istenmiş, bu kez “saymayı bırakın, deneyi yapan kişiye bu mesajı gördüğünüzü söyleyin ve 250 USD kazanın” mesajı varmış gazetenin içinde. Sonuç yine aynı olmuş, fotoğrafları saymakla meşgul olan şanssızlar mesajı fark etmemişler bile.

Şanslı olduğuna inanan kişiler genel olarak daha rahat ve açık olduklarından fırsatları görme konusundaki becerileri gelişmiştir.

Her şey sonradan öğrenilebileceğine göre (yoksa koçluk olmazdı) sende şanslı olmayı öğrenebilirsin.

Pozitif psikolojinin babası Martin Seligman’ın meşhur bir sözü vardır: Öğrenilmiş çaresizlik diye bir kavram varsa öğrenilmiş iyimserlik de mutlaka olmalıdır.

Şanslı olmak, iyimser olmak, bütün bunlar öğrenilebilecek şeyler, yeterki kişi değişmek istesin ve bu konuda minicik de olsa bir adım atsın.

Şans dediğimiz şey, daha dikkatli olmak, sezgileri daha fazla dinlemek, olumlu beklentiler içinde olmak ve esnek, bizi destekleyen bir yaklaşım benimsemektir, hepsi bu.

Hayata nasıl bakarsan o da sana öyle karşılık verir.”

“Çok etkilendim, gerçekten farklı ve yararlı bir bakış açısı, teşekkür ederim.”

Öğle yemeğinden sonra Esra Mert’e “Sana çok ilginç bir şey söyleyeceğim, bana yaptığın koçluktan çok etkilendim, daha önce kişisel gelişimle ilgili bir sürü kitap okudum, insan kaynakları bölümü bana bağlı iken bazı eğitimlere de katılmıştım, Hatta bir kariyer koçum olmuştu, yoğunluktan dolayı sadece iki seans yapabilmiştik. İstanbul’a döndükten sonra temel koçluk eğitimi almanın bana faydalı olabileceğini düşünüyorum, sence ben koç olabilir miyim?” diye sordu.

“Senin için de uygunsa buna ilişkin farklı bir çalışma yapabiliriz. Buna Ustalık Yürüyüşü adını veriyoruz. 5 aşamalı bir plan.

Başlangıç

Odaklanma

Sonuç Alma

Sürdürmek

Ustalık

Koçluk becerileri olarak nelere odaklanmak istersin. Bu becerilerin gelişmiş hali neler olur?”

“Senin gibi her duruma en uygun soruları ve yöntemleri bulduğum bir alan olabilir. Rahat hissetmek önemli, kendine güvenmek önemli.”

“Sen koçluk becerinin gelişmiş olduğu 10 üzerinden 10 noktasını tarif ettin.

Kendini şu an nerede görüyorsun?”

“3 olabilir”

“Seni 3’e taşıyan neler var?”

“Çok kitap okudum, bazı eğitimler aldım, seninle çalıştım, bazı yöntemler ve bilgiler öğrendim. “

“Her ne geliştirmek istiyorsak bir fikir ile başlar. Sen koçluk alıyorsun. Bir miktar çaba harcamışsın. Her neye başlıyorsak önce yoğun bir odaklanma (konsantrasyon) dönemi vardır. Daha sonra odaklanma ihtiyacı biraz azalır.

Bir sonraki aşamada sonuçlar almaya başlarız. Önce düşük hızlarda alırız, bir müddet sonra pratiğe devam edersek hızlı sonuçlar almaya başlarız. Bunun da ötesinde sürdürmek süreci var. Bazı beceriler otomatik davranışlar haline gelmiştir. Bunun da ötesinde ustalık alanı vardır. Senin ustalık tanımın kendini rahat ve güvenli hissettiğin bir alan. Sen şu an itibarıyla ustalık yolunda hangi aşamadasın?

“Odaklanma aşamasının başındayım sanırım, yoğun odaklanma dönemi.”

“Seni şöyle bir başlangıç noktasına almak istiyorum. Bu konuya ilk ilgi duyduğun zamanları hatırla ve bana anlat lütfen.”

“2,5 yıl önce şirkette insan kaynaklarından sorumlu yönetici iken bir koçluk firmasının tanıtım toplantısına katılmıştım, bir iki seans koçluk aldım hatta, sonra konu ile ilgilenmedim uzun bir süre. Senle çalışmaya başladıktan sonra araştırma yaptım ve bazı koçluk okulları hakkında bilgi topladım”

“Odaklanma döneminde neler yaşıyorsun, biraz anlatır mısın?

Senle yaptığımız çalışmalarda en fazla bilgiyi ilk günde öğrendim sanırım. İlk 3 günde yoğun bir odaklanma vardı. Sonra biraz daha rahattı.

“Bu bir haftanın sana getirdikleri neler oldu?”

“Yeni kavramlar öğrendim, bilgiyi sistematik bir şekilde özümsemeye çalıştım. Ödevleri yaptım. Uygulamalarda konsantre oldum.”

“Bir sonraki aşama sonuç alma dönemi. Bu süreci biraz hayalinde canlandırıp anlatır mısın?”

“Uygulamalar iyi gitmiş. Eğitime başlayınca yapabildiğimi görmüşüm. Sana koçluk yapıyorum. Yöntemleri rahatça seçiyorum. Olayın özünü kavramış olduğumu görüyoruz. Koçluk felsefesini hayatıma uyguluyorum.”

“Şöyle bir düşünecek olsan biraz daha hızlı ve etkili sonuçlar almanı sağlayacak neler yapacaksın?”

“Daha fazla pratik yapacağım. Çevremden gelen talepleri karşılayacağım. Eksikliklerimi fark edebilirim.”

“Ben seni bir adım daha ileri götürmek istiyorum. İstediğin koçluk becerilerine çok yakınsın. İhtiyaç her neyse bütün yöntemler hazır. Sürdürmek seviyesi senin için nasıl bir yer?

“Profesyonel olarak yaptığım bir seviye olabilir. Bu da benim bunu sürdürmemi sağlar.”

“Daha başka neler var, kendini neler yaparken görüyorsun?”

“Farklı insan tipleri ve farklı zorluklar var. Bu beni araştırmaya ve öğrenmeye yöneltiyor.”

“Başka?”

“Daha fazla zaman ayırıyorum, odaklanma fazla, sanırım bir dönüm noktası, bir şeyler değişiyor, bazen stres de artıyor.”

“Başka?”

“Çok severek yapıyorum.”

“İzin verirsen seni bir adım daha ileri götürmek ve ustalık boyutuna taşıma istiyorum. Ustalık senin için neyi ifade ediyorsa ona sahip olan halini gözünde canlandır lütfen, neler var?

“Çok fazla danışanım var, danışanlar memnun. Yaratıcılığım artmış, Koçluğu yorumlayabiliyorum. Hedefime ulaşmışım. Daha fazlasını olmaya hazırım.”

“Bir an için o görüntünün içine dalmanı ve kendi içine girmeni istiyorum. O resmin o görüntünün içinde olmak nasıl bir duygu?”

“Güzel, hoş duygular. Tatmin.”

“O halini sana hatırlatacak herhangi bir şey var mı resimde?”

“Bana dün verdiğin defter var, hatıra olarak saklamışım”

“Tekrar o görüntünün içine gir lütfen, o havayı içine çeki, detayları fark etmeye çalış. Bir süre orada kal, bana anlatmana gerek yok, istediğin zaman çık.”

“Çıktım.”

“Peki teşekkür ederim. Şu an bulunduğun odaklanma seviyesinde durmanı istiyorum şimdi, buradan ustalığa baktığında bu yol sana nasıl gözüküyor?”

“Daha erişilebilir gözüküyor, bu yöntem kesinlikle harika, bütün aşamaları resmen yaşadım, çok teşekkür ederim.”

Seanstan sonra tekrar denize girdiler ve biraz yürüyüş yaptılar.

Akşamüzeri Ali Rıza Bey yanlarına geldi, Ali Gonca’da yer ayırtmıştı. Gün batımı saatlerinde yemeğe başladılar. Restoranın mezeleri çok lezzetli idi, haklı bir ün yapmıştı ve bütün masalar doluydu.

Yemekten sonra Torba Sanat Evi’ne yürüdüler, biraz müzik dinleyip bir şeyler içtiler. Güzel bir geceydi, hafif bir esinti vardı, insanın kulağına güzel şeyler fısıldıyordu rüzgar, “bazen ihtiyacın olan sadece biraz daha zaman olabilir” diyordu.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seven + 19 =