7. Gün – Issız Ada


Mert pazar sabahı 8 gibi uyandı, haftanın bir günü tembellik günü idi. Yürüyerek bakkala gitti, taze ekmek ve bolca gazete aldı. Eve dönünce çay yapıp kendine kahvaltı hazırladı. Ege tarzı kahvaltıyı seviyordu; bir kabın içine sızma zeytinyağı döktü, üzerine biraz kekik serpti, pembe domatesleri doğradı, çıtır çıtır birkaç tane yeşil biber seçti, keçi peyniri ve biraz zeytin.

Kahvaltıdan sonra birkaç bardak daha çay içip gazete eklerini okudu uzun uzun, saat 10’da Friends dizisi başladı, 2 bölüm arka arkaya izledi. Sonra evden çıktı ve 11 gibi Gündoğan’daki Olira Otel’de ekibin kalanı ile buluştu. Beraber kahve içtiler. Esra bugün “hafif” konulardan bahsetmek istediğini, kendisini biraz yorgun hissettiğini söyledi.

Ali Rıza Bey kendisine yeni bir tavla partneri bulmuştu, Aslı ile beraber tavlanın başına oturdular, Mert ile Esra da seanslarına başladılar.

“Şöyle keyifli, güzel konulardan bahsedelim bugün, biraz eğlenelim, pazar gününe uygun olsun” diyerek sözlerine başladı Esra.

“Sipariş üzerine seans yapmıyoruz, ama geçen hafta oldukça iyi çalıştın, biraz değişiklik iyi gelebilir” dedi Mert.

“Bugün seninle ıssız ada egzersizini uygulayacağız”

“Yanıma alacağım 3 şeyi soracaksan cevabım hazır; bıçak, çakmak ve ayna “

“Hayır, daha farklı, merak etme”

“İyice meraklandım şimdi”

“Çevrende bulunan kişilerden örnek aldığın, sana göre özgüveni yüksek olan, hayatta başarılı olan 3 kişi seçmeni istiyorum”

“Şu anda hepsi yanımda zaten, sen, Babam ve Aslı”

“Peki, varsayalım dördümüzü ıssız bir adaya bıraktılar, bir günlük yiyeceğimiz ve içme suyumuz var, bir hafta sonra bizi alacaklarını söylediler, bu durumda adadaki bu bir hafta nasıl geçecek bakalım. İlk önce bir başkan seçmemiz lazım, herkesin bir oyu var ve kendisi dışında birisine oy vermek durumunda, sence kim başkan seçilir ve neden?

“Bence babam veya sen başkan seçilirsin, babam hayat konusunda en tecrübelimiz olduğu için, sen de mesleğin gereği avantajlısın”

“Tek tek üstünden geçelim şimdi, babanın hayat konusunda tecrübeli olduğunu söyledin, bu senin için önemli, sende 35 yaşındasın ve önemli miktarda tecrübe biriktirmiş olmalısın, aradaki fark nedir?”

“Babam hatalarından ders alır ve onları tekrarlamaz, ben ise aynı hatayı iki kere yapabilirim”

“Bunun sırrını öğrenmek ister misin?”

“Deli misin, kesinlikle isterim”

“Bir Afrika sözü var, belki duymuşsundur, nerede düştüğüne değil, nerede sendelediğine bak şeklinde, işin bütün sırrı burada yatıyor.

Ben hata olduğunu düşündüğüm bir şey yaptıktan sonra ve bu konudaki kızgınlığım, üzüntüm geçince kendime şu soruyu sormayı alışkanlık haline getirdim:

Bu süreçte hangi işaretleri görmedim veya görmezden geldim?

Bu sorunun cevabı bana düştüğüm değil sendelediğim yeri gösterir. Bu sayede aynı hatayı ikinci kere yapmaktan kurtulurum, çünkü nerede sendelemeye başladığımı görüp ona göre tedbirlerimi alırım.

“Harika, babam da bunu çok iyi yapıyor sanırım, özellikle iş hayatında”

“Ben senin de yaptığını düşünüyorum, biraz hafızanı zorla bakalım, neler bulacaksın?”

“Aslında doğru söylüyorsun, evliliğim pek iyi gitmedi ve boşandık ama nerelerde hata yaptığımı gördüm, onun da hataları vardı, benim de, ben bunları bir daha tekrarlamayacağımı düşünüyorum.”

“Benimle ilgili olarak da koçluk yapıyor olmamın başkanlık konusunda bir avantaj yaratabileceğini söyledin, sende pek çok aile şirketinin yönetiminde yer alıyorsun, önemli miktarda tecrübe edinmiş olmalısın, fark nerede?

“Ne bileyim, benim yaptığım işler biraz daha sıkıcı, hesap kitap işleri”

“Hesap kitap yapmanın önemsiz veya işe yaramaz olduğunu kim söyledi, ben koçluk yapmaya başlamadan önce 15 yıl hesap kitapla ilgilendim, finansçıydım ben, edindiğin tecrübeleri küçümseme, hangi bilginin ne zaman işe yarayacağı hiç belli olmaz”.

“Sanırım öyle, mühendislik eğitiminin resim yaparken işimi kolaylaştırması gibi.”

“Evet, aynen öyle”

“Diyelim ki Baban adada başkan seçildi ve en yaşlımız olduğu için çalışmayacak, ama senden bir ricada bulundu ve adil bir iş planı oluşturmanı istedi, kime ne görev verirsin?

“Tek erkek sen kaldığına göre yiyecek, temiz su bulmak ve barınak senin işin. Aslı bu konularda iyidir, o da sana yardım eder, ben de getirdiklerinizi pişirip kulübeyi derler toplarım.”

“Niye Aslı ile yer değişmiyorsun”

“O benden çok daha işe yarar, akıllı, becerikli ve hepsinden önemlisi çabuk pes etmez”

“Bu özelliklerin tamamı sende de var”

“Nereden biliyorsun?”

“Bir başkasında dile getirdiğimiz özellikleri bir şekilde deneyimlemiş olmamız lazım, yoksa bu özellikleri fark edip takdir edemeyiz, şimdi söyle bakalım en son ne zaman sana göre akıllı bir davranış sergiledin?”

“Yılbaşından hemen sonra şirkette uygulattığım bir insan kaynakları projesi uluslararası ödül aldı, orada kendimi çok akıllı hissetmiştim gerçekten”

“Harika, peki kendini becerikli hissettiğin en son deneyimin hangisiydi?”

“Hmm, biraz düşünmem lazım. Sanırım dün, o kadar yiyip içtikten sonra para ödemeden plajdan ayrılmamızı sağladığımda, sahi biz o parayı ne zaman ödeyeceğiz”

“Merak etme, hesaplarına havale yaptım bu sabah”

“Şimdi rahatladım”

“Peki, çabuk pes etmediğin bir deneyimini anlat bana”

“Koçluk alıyorum işte, bak pes etmedim, bir haftadır beraber çalışıyoruz ve dediklerini harfiyen uyguluyorum”

“Gördüğün gibi senden daha iyi olduğunu düşündüğün Aslı’nın öne çıkan bütün özelliklerine sahipsin”

“Evet, aslında öyle sanırım, bunları daha çok kullanmalıyım hayatımda”

“Kesinlikle”

“Bir hafta sonra gemi geri geldi ve bizi adadan götürmek istiyorlar, adadaki hayatı o kadar çok sevmişiz ki kimse geri dönmek istemiyor, bir kişiyi götürmeleri konusunda mutabık kalıyoruz, aramızda oylama yaparak kimin gideceğini seçmemiz lazım, kim gider adadan?”

“Ben giderim elbette, çok duygusalımdır ben, ağlarım, zırlarım, işinize yaramam”

“Duygusal olmak kötü bir özellik mi sence?”

“Eski eşim ilişkimizde beni hep aşırı duygusal olmakla suçlardı”

“Sen buna inanıyor musun?”

“Bu çalışmalara başladıktan sonra her şeye farklı bakmaya başladım, hayır, duygusallığın zayıflık olduğunu düşünmüyorum artık, duygularımı gizlemek istemiyorum, hem duygusal hem de güçlü olabilirim”

“Adadan kim gider sence”

“Üçümüz birbirimizi uzun yıllardır tanıyoruz, sen ise yeni girdin hayatımıza, seni göndeririz sanırım 🙂 ”

Mert gülümsedi, seansı bitirdiler, kısa bir deniz molası verdiler.

Öğlen yemeğini Olira Otel’de yediler, öğleden sonra Aslı ile Esra sohbet ederken, Mert ile Ali Rıza Bey küçük bir sürat teknesi ile Küçükbük’e gidip geldiler.

Akşam için küçük bir sürpriz hazırlamışlardı.

Akşam saat 18 gibi Gündoğan’ın merkezinde buluştular, sürat teknesi ile Küçükbük’e geçtiler, burası Gündoğan’ın arka koylarından birisiydi.

Deniz üzerinde kendileri için hazırlanmış küçük bir sal vardı, şamandıraya bağlı bu salın üzerinde 4 kişilik bir masa, salın üzerinde çiçek saksıları, kağıt fenerler ve masada harika yiyecekler onları bekliyordu.

Esra ile Aslı oldukça şaşırmışlardı, Esra bu kutlamanın nedenini sordu.

“Kutlama yapmak değişim sürecinin yönetilmesinde en önemli adımlardan bir tanesidir, geçen hafta seanslarda oldukça iyiydin, bunu kutluyoruz” dedi Mert.

Kıpırtısız bir göl gibiydi deniz, zaman zaman uzaktan geçen teknelerin yarattığı küçük dalgalar salı hafifçe sallıyordu, küçük bir bot ile kıyıdaki restorandan sala yemek ve içecek servisi yapılıyordu. Yıldızlar hiç olmadığı kadar yakın ve parlak gözüküyorlardı.

Ertesi gün buluşmak için ayrıldıklarında vakit gece yarısına yaklaşıyordu.

Paylaş

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

four × 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.