4. Gün – 4 Sandalye


Dün gece geç saatlere kadar süren koçluk seansının ardından bu sabah biraz geç buluşmaya karar vermişlerdi. Mert’in biraz yalnız kalmaya ve dinlenmeye ihtiyacı vardı. Sabah 8 gibi uyandı, Yalıkavak Sahili’nde biraz yürüyüş yaptı, tersaneye giden yolda bol bol fotoğraf çekti cep telefonu ile. Dönüşte bu yıl açılan La Maison Otel’e uğradı, portakal suyu, omlet ve filtre kahve istedi, biraz gazete karıştırdı.

Saat 10 gibi Esra ile buluştular. Esra geniş kenarlı büyük beyaz bir şapka takmıştı. Esra’yı alıp Yücel Baba’nın evine götürdü. Yücel Baba emekli bir öğretmendi, en az kendisi kadar harika bir insan olan eşi ile birlikte yaz kış Bodrum’da yaşıyorlardı. Yücel Baba gerçek bir hayvan sever idi, sokakta bulduğu özellikle yeni doğmuş kedi ve köpekleri alır, bahçesinde besler büyütür ve onları sahiplendirirdi.

Kedi ve köpeklerle ilgilenmek herkese iyi gelirdi. Nitekim Esra orada geçirdikleri bir saatten büyük keyif aldı. Bahçe kolonisini 2 köpek ve 5 kedi oluşturuyordu. Onları beslediler ve biraz oyun oynadılar. Yücel Baba Esra’yı çok sevmişti, onları bir akşam mangal partisine davet etti ayrılırlarken.

Bugünün plaj programında Gölköy Karianda vardı. Yaz aylarında çok kalabalık olan mekanda onlarla birlikte en fazla 20 kişi vardı, bu sayede rahatsız edilmeden sohbet edebilecekleri deniz manzaralı bir masa bulmak kolay olmuştu. Bodrum’un meşhur mandalina gazozundan ısmarladılar.

Mert Esra’ya dönerek “Bugün benimle hangi konudan bahsetmek istersin?” diye sordu.

Esra “Tekrar resim yapmaya başlamayı çok istiyorum, yaratıcılığımı nasıl geri getirebilirim veya artırabilirim, içimdeki var olduğunu bildiğim potansiyeli tekrar nasıl harekete geçirebilirim?” diye yanıtladı.

“Bu konu ile ilgili olarak 10 üstünden 10 durumu nasıl olur?”

“Yaratıcılığımı harekete geçirdiğimi görmek ve ruhsal tatmin”

“Bu durum ile kıyasladığında şu anda neredesin?

“Elimde pek bir şey yok açıkçası, uzun yıllardır elime fırça almadım”

“Yarım saat bu konudan bahsetsek konuşmamız bittiğinde nasıl bir noktada olmak istersin?”

“Planlama yapmış olmak yeterli olur sanırım”

“Ben seni bugün farklı bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Bunun için sana farklı bir yöntem göstereceğim. Sorunu önce bilinçli farkındalık seviyesinden cevaplayacaksın, sonra her şeyi bilen bilinç ötesi farkındalık sandalyesinden cevaplayıp son olarak sentez sandalyesinde sentez yapacaksın. Ne dersin, ister misin?

“Tam anlamadım ama sanırım denemek isterim, evet.”

“Bu masadaki sandalyelerden hangisi senin için bilinçli farkındalığı temsil ediyor olabilir?”

“Senin oturduğun sandalye”

Mert ayağa kalktı, “gel bu sandalyeye otur lütfen, başındaki şapka bilinçli farkındalığı temsil ediyor, bu durumda bu şapkanın özellikleri ne olur?” şeklinde bir soru sordu.

“Ne yaptığını bilen bir şapka olur sanırım”

“O şapka başında iken, içimdeki potansiyeli nasıl harekete geçirebilirim sorusuna nasıl cevaplar geliyor içinden?”

“Kendine liderlik yap”

“Daha başka neler olabilir?”

“hareket edemiyorum…”

“Başka hemen aklına gelen neler var?”

“kendimi diğer ressamlarla kıyaslıyorum, bu beni olumsuz etkiliyor. “

“Başka?”

“Hep bir işaret bekliyorum, bir türlü başlayamıyorum tekrar resim yapmaya”

“Seni şimdi biraz ayağa kaldırıp farklı bir sandalyeye alabilir miyim? Bu sandalye senin tüm cevapları bildiğin derin bilgeliğini temsil eden bir yer. Başında derin bilgeliği temsil edecek farklı bir şapkan olsa bu şapka nasıl olurdu?”

“Bilgelik şapkası olabilir, kafamdakinden daha sade bir şapka”

Mert ona kendi beyzbol şapkasını verdi. “Bunun gibi olabilir mi?”

“Sanırım, evet.”

“Şimdi lütfen bu şapkayı takıp içimdeki potansiyeli nasıl harekete geçirebilirim sorusunu tekrar yanıtlar mısın? Nasıl cevaplar veya mesajlar geliyor?”

“Yargılanma korkunu bırak, diğerleri ne derlerse desinler.”

“Başka?”

“Bir plan yapmalıyım, korkuların üzerine gitmeliyim, araştırma yapmalıyım…”

“İçimdeki potansiyeli nasıl harekete geçirebilirim? Bilge tarafın başka neler söylüyor?”

“İstediğimi koparırım aslında, İstersem yaparım…”

“Seni tekrar ayağa kaldırmak istiyorum, son kez başka bir sandalyeye alacağım seni, bu son sandalye sentez tarafını temsil ediyor. Bir şapkan olsa nasıl bir şapka olurdu?”

“Sentezden tam olarak ne kast ediyorsun?”

“Beynimiz verileri toplar ve istediği gibi birleştirir. Bunu düşündüğünde sentez şapkan nasıl olurdu?”

“İki şapkayı üst üste takarsam olur sanırım” diyerek beyzbol şapkasının üzerine beyaz geniş kenarlı şapkasını geçirdi, gerçekten komik gözüküyordu, güneş gözlüklerinden kontrol edip güldü, oyun hoşuna gitmişti.

“Pekala, nasıl cevaplar geliyor.”

“Deneme yanılma yöntemini kullanabilirim. Çevremden “feedback” alabilirim.

Resim yapmak için fiziki alan ve zaman yaratabilirim…”

Mert, “farklı yerlerden aynı soruya cevaplar verdin. Verdiğin cevaplara arzu edersen şöyle bir bakabilirsin” diyerek tutmuş olduğu notları uzattı.

Esra notları inceledi.

“Bu deneyim sonrasında içindeki potansiyeli harekete geçirmek için atacağın ilk adım ne olur?

“Öncelikle zaman yönetimi yapacağım, İstanbul’a dönünce burada yaptığımız gibi erken kalkacağım.”

“Başka?”

“Amerika’da iken piyasaya yeni çıkan malzemeleri inceleyip biraz alışveriş yaparım. Döner dönmez de denemeler yapacağım.

Gerçekten çok teşekkür ederim, kendimi çok iyi hissettim, bu yöntem çok güzelmiş.”

Bir deniz molası verdiler, Esra denizde kısa kaldı, Mert ise sol tarafta bulunan Kuum Otel’in sahiline kadar yüzüp geri geldi, bir rota belirleyip uzun yüzüşler yapmayı seviyordu.

Öğle yemeğinde kalamar dolması yediler, bu lezzetli yemek oldukça doyurucu idi. Yemekten sonra yürüyüş yapmaya karar verdiler. Gölköy’ün merkezine kadar yürüdüler kumsaldan.

Mert bir mısır satıcısı ile anlaştı, 100 TL vererek bütün mısırları satın aldı ve bir saat sonra arabayı iade edeceklerine söz verdi. Esra ile birlikte sahilde oynayan çocuklara ailelerinden izin alarak mısır ikram ettiler. Bu aktivite Esra’nın hoşuna gitmişti, “Çocuklar için bir şeyler yapmak her zaman iyi gelir, bunu unutma, çok daraldığında çocuklar için harekete geç” dedi Mert.

Karianda’ya geri döndüklerinde çay ve kek servisi başlamıştı. Masalarına oturdular.

“İstanbul’a döndükten sonra tekrar aile şirketlerindeki görevlerime geri dönmek istiyorum, bu gücü kendimde görüyorum artık, diğer yandan iş ve özel hayatımı dengelemeyi zaman zaman beceremiyorum. Zamanımı daha iyi yönetmek adına bana bir şeyler öğretebilir misin” diye sordu Esra. “Sana bir şey öğretemem, sadece hatırlamana yardımcı olabilirim” diye yanıtladı Mert.

“Yaşamımızda önemli ve acil dediğimiz iki ayrı kavram var. Acil, daha çok bir zaman kısıtını ifade ediyor, önemli dediğimiz zaman ise bizim için önemli olmasını kast ediyoruz. Biz genelde zamanı bu çerçevede yönetiriz. Acil ve önemli, acil ve önemli değil, Acil değil ama önemli, Acil değil, önemli de değil.

Şimdi buna dair basit bir çizim yapacağım. Önemli ve acil alanında genellikle fiziksel ihtiyaçlarımız yer alır, örneğin uyku gibi veya işyerinde vazgeçemeyeceğimiz aktiviteler örneğin yönetmemiz veya katılmamız gereken bir toplantı gibi işler vardır. Önemli değil ama acil bölümünde daha çok belki sen şahsen yapmasan da olabilecek aktiviteler vardır. Önemli değil, acil de değil kutusunda daha çok rahatlama amaçlı günlük aktiviteler yer alır. Önemli ama acil değil kutucuğunda ise seni uzun vadede destekleyebilecek olan ertelediğin şeyler yer alır.

Bir iş gününün aktivitelerini bu şemaya yerleştirecek olsak hangisi ile başlamak isterdin?”

Bir yıl öncesine kadar iş hayatında oldukça aktiftim, yine öyle olmak istiyorum, o döneme ait bir günümü düşünerek yanıtlayacağım bu soruyu.

“Uyku var örneğin. Acil ve önemli alanında, en az 8 saat uyumayı seviyorum.

“Yeme, içme aktivitelerin ne kadar zaman alıyor, bunları nereye yerleştirmek istersin?

“Acil ama önemli değil, daha çok iş yemekleri ve devamında sohbet şeklinde geçiyor, günde 3 saat harcıyorum.”

“Başka neler var olağan bir iş gününde?”

“Kişisel bakıma 1 saat harcıyorum, acil ve önemli kısmında yer almalı bence. Ayrıca yapılması gereken yazışmalar var işyerinde, günde ortalama 2 saat kadar, bunlar da acil ve önemli kısmında yer alıyor.”

“Başka?

“Toplantılar var, farklı alanlara yerleştirebilirim.”

“Örneğin önemli ama acil değil kısmında 2 saat; önemli değil acil de değil kısmına 2 saat yazabiliriz.

“Başka neler var?”

“Önemli ama acil değilde spora ayırdığım 1 saat yer alabilir. “

“5 saat boşluk var hala, başka bir şey kaldı mı şemaya yerleştirmediğimiz?”

Eşimle beraber bir şeyler yaptığımız 2 saat vardı, önemli ama acil değil kısmında yer alabilir. Bu süreyi artırmak istiyorum. Babamla veya erkek arkadaşımla geçirebilirim bu süreyi.

Trafikte 1,5 saat harcıyorum, işe gitmek için ulaşımda harcadığım bu zaman önemli ve acil kısmında yer alıyor.”

“Hala 1,5 saat var”

“Bu çalışma çok ilginçmiş, 24 saatin yetmediğini düşünürdüm hep, 1,5 saat boşluğum kaldıJ.

Televizyon seyretmek için 1 saat, gazete okumak için yarım saat diyebiliriz.”

“Bu aktiviteleri hangi alanlara alabiliriz?”

“Televizyon önemli değil acil değil alanında olabilir, gazete okumak önemli ama acil değil.”

“Eş zamanlı yaptığın işler olabilir mi?”

“Evet aslında gazeteyi arabada okuyorum, yarım saat oradan bir boşluk var.”

“Nerelerden tasarruf sağlayabilirsin, yeni hayatında kendine ve sevdiğin işlere daha fazla zaman ayırmanı arzu ediyorum, diğer alanlardan “önemli ama acil değil” alanına zaman aktarmaya çalışacağız, burası senle ve kişisel gelişiminle ilgili alan. Senin için anlamı olan, yaratıcılığını kullanabileceğin aktivitelere zaman ayırmanı, senin için önemli olan her ne ise, acil olmadığı için ertelemek yerine onları gerçekleştirmeni arzu ediyorum.”

“Kişisel bakım için vermiş olduğum süre biraz fazla sanırım, bunu yarım saat kabul edebiliriz, benzer şekilde yemek/içmek ve uyku alanlarından da yarımşar saat kısaltabiliriz.

Bu bana her iş günü 2 saatlik bir boşluk kazandırır, bunu resim yapmak veya beni geliştirecek başka aktiviteler için kullanabilirim.

Çok teşekkür ederim.”

Tam kalkmaya hazırlanırlarken Ali Rıza Bey onlara sürpriz yaptı, “Bu akşam için Türkbükü’nde yer ayırttım, hadi hareketlenin bakalım” diyerek ve gülümseyerek yanlarına geldi.

Mutluluk ve umutlu olmak kardeştir, bunu içlerindeki harflerden de anlayabiliriz. Ayrıca mutsuzluk kadar mutluluk da bulaşıcıdır, Esra’nın mutlu ve umutlu hali babası Ali Rıza Bey’i de çok olumlu etkilemişti.

Türkbükü Divan Palmira’da güzel bir akşam yemeği yediler, yemekten sonra Biber Bar’da biraz müzik dinleyip bir şeyler içtiler.

Yarın sabah buluşmak üzere vedalaşırken Mert’in aklına Atatürk’ün meşhur sözü geldi: Umutsuz durum yoktur, umutsuz insanlar vardır, ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim!

Esra’nın başarabileceğine inanıyordu, bir sezgi olarak başlamış ve artık bir inanca dönüşmüştü.

 

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

9 + seven =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.