2. Gün Düzgün Karakterli Olmanın Önemi


24 saatini nasıl geçiriyorsun? Hayatın sona erdiğinde bunlardan hangilerini daha fazla yapmış olmayı dileyeceksin?

Örneğin daha fazla uyusaydım, daha fazla TV izleseydim, sosyal medyada daha fazla zaman geçirseydim mi diyeceksin, yoksa kendime ve sevdiklerime daha fazla zaman ayırsaydım, daha çok sevseydim ve yardım edebilseydim mi diyeceksin? Bunu düşün lütfen.

“Bugünkü konumuz nedir?” diye sordu Pınar.

“İlk önce zaman yönetimi ile başlayacağız.”

“Ben hazırım”

“Zamanını en çok neye harcıyorsun?

“Uyumayı severim, 8-9 saat uyurum, sonra iş var, en az 8 saat, 2 saat trafik, yalnız yaşıyorum, akşamları genellikle ya kitap okurum ya da TV izler veya İpad’imi elime alıp sosyal medyada takılırım. Hafta sonları ailemi ziyaret eder, arkadaşlarımla buluşur, sinemaya giderim.

“Zamanınızı en az neye harcıyorsun?”

“Bir kitap yazma hayalim var, iletişim alanında öğrendiklerim ile ilgili, bir türlü zaman ayıramıyorum buna ve benzeri şeylere.”

“Yaşamında zaman kaybettirici şeyler var mı?”

“Olmaz mı, özellikle iş hayatında. Biraz mükemmelliyetçi ve kontrol delisi olduğumu kabul ediyorum, delegasyon özelliğim azdır, işlerin çoğunu kendim yaparım.”

“Zamanını nasıl yönetiyorsun?”

“Açıkçası bu konuda çok fazla bir şey yapmıyorum, bu konuda en az 3-4 farklı eğitim almama rağmen durum pek parlak değil.”

“Ben sana farklı bir yaklaşım anlatacağım, belki burada elde edeceğin farkındalık daha önce öğrendiklerinle birleştiğinde yeni ve farklı bir seçim yapabilirsin.”

Önemli ve Acil Yönteminden bahsetmek istiyorum biraz sana. Bütün aktivitelerimizi 4 ana başlık altında toplayabiliriz.

Önemli ve Acil: Daha çok fiziksel ihtiyaçlarımız ile ilgilidir. Örneğin yemek yemek, uyku uyumak, işe gitmek, küçük çocuklarla ilgilenmek, sağlıkla ilgili acil konular gibi.

Önemli Değil ve Acil: Aslında şahsen yapmak zorunda olmadığımız ama bir şekilde yine de bizim yaptığımız işler buradadır. Acil olduğunu düşünürüz. Şahsen yönetmek veya katılmak zorunda olmadığınız toplantılar, başkalarına yaptırmak yerine kendimizin yaptığı işler de bu alanda yer alır.

Önemli Değil ve Acil Değil: Boş zaman aktivitelerinin bir bölümü bu grupta yer alabilir. Bunlar bize fazla bir şey katmayan, rahatlama ve gevşeme amaçlı şeylerdir daha çok.

Önemli ve Acil Değil: Bu alan en önemli, odaklanmamız gereken alandır. Bizim için önemli olan ancak acil olmadığını düşündüğümüz için ertelediğimiz konular genellikle burada yer alır. Bizi orta ve uzun vadede destekleyecek aktiviteler buradadır, örneğin kişisel gelişimimiz burada yer alabilecek tipik bir örnektir. Spor yapmak, faydalı bir kitap okumak, çocuklarımızla kaliteli zaman geçirmek, eşimizle sohbet etmek gibi.

Burası aynı zamanda koçluk alanı olarak da adlandırılır. Diğer alanlardan tasarruf yapıp bu alana aktarabiliriz.

Mert, Pınar’dan ortalama bir günde yaptıklarını toplamı 24 saat olacak şekilde listelemesini istedi. Pek çok diğer örnekte olduğu gibi Pınar’ın yazdıklarının toplamı 22 saat oldu.

Biraz düşünmesini istediğinde Pınar, sosyal medya ve TV izlemeye sandığından 2 saat fazla harcadığını fark etti.

Mert aktiviteleri 4 başlık altında yerleştirme tamamlandıktan sonra oluşmuş olan şekli Pınar ile paylaştı ve ona ne gördüğünü, neler fark ettiğini, şekli genel olarak nasıl değerlendirdiğini sordu.

“ Vakit bulamıyorum, zamanım yok, aileme daha fazla zaman ayırmak istiyorum gibi cümlelerim ne kadar anlamsız olduğunu gördüm. Zaman yönetimi konusunda tam bir felaketim.”

“Merak etme, bunu rahatlıkla düzeltebilirsin.”

“Nasıl yapacağım?”

“Bir zaman bütçesi tutacaksın bir ay boyunca, ay sonunda bana mail at, telefonda üzerinden konuşuruz.”

“Zaman bütçesi nedir?”

“Ev harcamaların için veya işyerinde yaptığımız bütçelerle aynı şey aslında”

“Tam anlamadım yine de.”

“Basit bir excel tablosu tutacaksın, her gün hangi aktiviteye ne kadar zaman ayırdığın ile ilgili, ay sonunda bu aktiviteler ve ayırdığın zamana baktığında kendin de şaşıracaksın. Oluşturacağın farkındalık ile farklı seçimler yapabileceksin.”

“Yaparım, motive oldum şimdi.”

Bu kez öğle yemeğini İl Padrino’da yediler. Burası yıllardır aynı düzeni koruyan güzel bir İtalyan lokantası idi. Garsonlar ve menü hiç değişmezdi, lezzet ve fiyat dengesi oldukça iyiydi. Bir pizza paylaşıp üzerine Tiramisu yediler. Cafe Nero’ya döndüklerinde birer espresso alıp alt katta oturdular.

“Öğleden sonra ne var gündemimizde?” diye sordu Pınar.

“Karar vermekten bahsedebiliriz.”

“Harika olur, çok kararsız olduğum bir konu var”

“Senin için çok özel bir konu değilse ne olduğunu öğrenebilir miyim?”

“Elbette, gizli bir şey değil. 6 aylığına yurt dışına gideceğimi söylemiştim. Amerika’da yaşayan kuzenimin yanına gidiyorum, İngilizcemi geliştirecek bir programa kayıt oldum, işyerimden 6 ay ücretsiz izin aldım. Koçluk yapmayı ciddi olarak düşündüğümü de biliyorsun. Amerika’da kalabilirim diye düşünüyorum, Türkiye’ye dönüp dönmemek konusunda kararsızım.”

“Yaşam çemberleri bize yardımcı olabilir” diyen Mert iki tane 8 bölümlü yaşam çemberi çizdi. Birinin üzerine Amerika, diğerine ise Türkiye yazdı.

“Senin için bir ülkede yaşamak konusunda önemli olan alt başlıklar neler”

“iş ve maaş, sosyal çevre, kültür, aile ortamı, okul-eğitim ve iklim aklıma geliyor.”

“Rica etsem bunları her iki çemberdeki bölümlere yerleştirir misin”

“Elbette”

“1 yıl geçti, İstanbul’da kaldın, kendini nerede görüyorsun?”

“Tam olarak anlamadım.”

“Nasıl bir çevredesin?

“Şu an oturduğum yerde oturuyorum, Selamiçesme’de Özgürlük Parkına yakın bir yerlerde, ağaçları ve doğayı seviyorum.”

“Neler yapıyorsun?”

“İlginç bir şekilde yürüyüşler yapıyorum Özgürlük Parkında. Daha farklı bir işim olmalı. Zamanımı kendim yönetiyorum. Koçluk yapmaya başlamışım. Seans olmayan zamanlarda bol bol yürüyüş yapıyorum ve bu hoşuma gidiyor.”

“Başka neler yapıyorsun?”

“Dediğim gibi koçluk yapıyorum, eğitimlere katılıyorum, ilk kitabım üzerinde çalışmaya başlamışım bile.”

“Bir yılda hangi becerilerini geliştirmişsin, hangi yeteneklerini daha fazla veya farklı olarak kullanıyorsun?”

“Koçluk eğitimi almışım, koçluk becerilerimi geliştirmişim, sen benim mentör koçum olmuşsun.”

“Koçluk dışında hangi beceri veya yeteneklerin gelişmiş olabilir.”

“Hayata daha fazla güveniyorum, daha rahat, keyifli ve mutlu olan yönüm ortaya çıkmış.”

“İstanbul’da olmanın ve bütün bunları deneyimliyor olmanın senin için önemi nedir?”

“Nefes aldığımı hissediyorum sonunda.”

“Nefes aldığını hisseden Pınar olarak sen kimsin?”

“Özgürüm, kuşlar gibi hafifim.”

“Hafif olmanın senin için önemi veya değeri nedir?”

“Kendimi ifade etmek.”

“Kendinizi ifade eden halin olarak bugünkü haline bir mesaj verecek olsan bu ne olurdu?”

“Ülkende kal.”

Pınar gülümsedi, çemberler işe yaramıştı, Amerika’da kaldığını ve bir yıl geçtiğini kafasında canlandırma aşamasına geçmeden aslında ülkesinde kalmak istediğini keşfetmişti. 6 ay sonra Türkiye’ye geri dönecekti. Bu kararına en çok annesi ve babası sevinecekti kuşkusuz. Konuyu onlara açtığından beri onu vazgeçirmeye çalışıyorlardı.

Burası onun ülkesiydi, öğrendiklerini buradaki insanlarla paylaşacaktı, istediği zaman yurtdışına gidip bir süre kalabilirdi. Ama Türkiye’de yaşamak istediğine karar vermişti.

“Dün kaldığımız yerden devam edebilir miyiz, ilgi alanı ile etki alanı konusu ilgimi çekmişti” diye sordu Pınar.

“Elbette. İlgi alanın ilgilendiğin şeylerdir: İşin, ailen, arkadaşların, hobilerin ve bunların dışında politika, spor, doğa ve çevre gibi. Etki alanın ise senin Pınar olarak etkileyebildiğin şeylerden oluşur. Proaktif insanlar daha çok etki alanında zaman geçirirler.

“İlgi alanımızdaki şeyler için bir şey yapamaz mıyız?”

“Tabii ki yapabilirsin, ama bunların önemli kısmı senin kontrolün dışındadır.”

“Etki alanına odaklanmak lazım diyorsun yani”

“Odaklanmak önemlidir, etki alanına ve neler yapabileceğine odaklanırsan zaman içinde etki alanını genişleterek ilgi alanına yakın bir seviyeye getirebilirsin.”

“Ve böylece ilgilendiğim pek çok konuya etki edebilirim” diye tamamladı Pınar.

“Çabuk öğreniyorsun.”

İçinden bir ses Pınar’ın ileride iyi bir koç olabileceğini söylüyordu. İç sesine güvenirdi ve iç sesi onu nadiren yanıltırdı.

“Hayatlarını bir kurban rolünde geçiren, başlarına gelenler için daha çok diğer insanları, olayları ve koşulları suçlayan kişiler daha çok ilgi alanlarında zaman geçirir ve belli bir süreç içinde etki alanlarını iyice daraltırlar.

“Etki alanında genel olarak neler var?”

“Kişiden kişiye değişir elbet. Ama her kişi için öncelikle kendisi var. Düşüncelerimiz, alışkanlıklarımız, bakış açılarımız, değiştirme gücümüz.”

“Bir insan etki alanını nasıl genişletebilir.”

“Bu bir süreçtir, bugünden yarına olmaz. Değerlerine ve büyük resme odaklan. İnisiyatif kullan. Eleştirmek yerine değiştirmek için harekete geç. Beklenenden biraz fazlasını yap”

“Ya sorun gerçekten benden kaynaklanmıyorsa?”

“Bu da zaman zaman olabilir. Ama şunu unutma, sorunun senden kaynaklanmadığını düşünmen pek çok durumda sorunun kendisi olabilir. Dışındaki şeylere çok fazla güç verme. İlişkilerde bu duruma çok sık rastlanır. Diğer taraf suçludur ve onun hatalarından bahsetmek bizi bir adım bile ileri taşımaz.”

“Ne yapılabilir?”

“Kendi üzerinde çalışıp rol model olabilirsin, çoğu zaman işe yarar. İşe yaramazsa da o ilişkinin dışına çıkman her zaman mümkündür.”

“Koçlar etki alanı konusunda nasıldır?”

“İyi bir koç etki alanı içinde çalışmayı alışkanlık haline getirmiştir. İyi bir dinleyici, uygulayıcıdır. Aynı zamanda iyi bir öğrencidir, kendisine yatırım yapar, okur, araştırır. İşine bağlı ve çalışkandır. Çabalarını değiştirebileceği şeyler üzerine odaklar ve insanlara bu konuda ilham verir.”

“Etki alanı başka nasıl genişletilebilir?”

“Sözleri tutmak önemlidir, önce kendine verdiğin sözleri tutacaksın, sonra başkalarına verdiğin sözleri tutmak daha kolay olur her zaman. Sözüne güvenilir olmak önemlidir.”

“Başka?”

“Düşünce, söz ve eylemi uyumlamak önemlidir. “

“Bunlar ağırlıklı olarak düzgün karakterli bir insanın özellikleri.”

“Düzgün bir karakter sandığından çok daha belirleyicidir, iyi bir koç olmak istiyorsan önce gerçekten iyi bir insan olmalısın, öyle değilsin anlamında söylemiyorum, lütfen yanlış anlama, seni henüz 2 gündür tanıyorum ve tanıdığım kadarıyla bence gayet iyisin.”

“Yok, yanlış anlamıyorum, sadece karakter ile konunun bağlantısını tam çözemedim.”

“Her şeyin başında düzgün bir karakter gelir. Etki alanına odaklanan ve onu genişleten insanların çok önemli bir kısmı aynı zamanda sağlam bir karaktere sahiptir. Orta ve uzun vadede belirleyici olan budur.

Ben küçük bir çocukken kişisel gelişim veya koçluk ortada yoktu. Biz düzgün karakterli insanların hikayelerini dinleyerek veya onlara bizzat şahit olarak büyüdük. Vicdan sahibi olmak, adaletli olmak, güçsüze yardım etmek, dürüst olmak, çalışkan olmak, dostunu yarı yolda bırakmamak gibi.

“Bugünlerde daha farklı şeylerden bahsediliyor genellikle”

“Düşün ve zengin ol, iste senin olsun, iyi hisset mutlu ol gibi mi?”

“Aynen öyle.”

“Bunların hepsi tamamlayıcı öğeler, makarnanın sosu gibi düşünebilirsin. İyi bir lider olup hayatını yöneteceksen, etki alanını genişleteceksen, insanlara yardım edeceksen, koçluk yapacaksan düzgün bir karakter hepsinden önce gelir.”

“Niye öyle peki?”

“Çocukları izle. Onların anne ve babaları ile olan ilişkilerine bak. Anne ve baba kısa vadede sözleriyle çocuklarını bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ikna edebilirler. Ama orta ve uzun vadede belirleyici olan sözler değil, davranış ve karakter olacaktır. Çocuklar bir ölçüde anne ve babalarına benzeyecektir. Bu nedenle onların yanında sözlerimizin yanı sıra davranışlarımıza da özen göstermeliyiz. Sigara içme demek güzel, ama çocukların yanında sigara içiyorsan neye yarar?”

“Anladım, rol model olmak önemli.”

“Kesinlikle, koçlar bu anlamda öğretmenler gibi davranışlarına dikkat etmeliler, tabii ki bu benim fikrim, herhangi bir kurum adına konuşmuyorum, böyle bir yetkim de yok.”

“Peki sen düzgün karakterli bir insan mısın, ne ölçüde başardın?”

“Bunu ben yanıtlayamam, beni tanıyanlara, arkadaşlarıma sormak gerekir. Elimden gelenin en iyisini yapıyorum, daha iyi olmaya çalışıyorum. Elbette hatalarım oluyor, onlardan ders alıp tekrarlamamaya çalışıyorum.”

“Geçen gün paylaştığın şu söz aklıma geldi, nerede düştüğüne değil nerede sendelediğine bak” şeklindeydi.

“Evet, çok güzeldir, hatalardan ders almak anlamında yararlıdır.”

“Güzel söz demişken, aklıma takıldı bir tanesi, soracaktım sana unuttum, “Merdiveni doğru duvara dayadığınızdan emin olun “ şeklinde bir Yarın’a Not paylaşmıştın, bir insan böyle bir şeyden nasıl emin olabilir ki?”

“Bunu da yarın konuşalım istersen, vakit epey geç oldu.”

“Peki, çok teşekkür ederim sohbet için, sohbetlerimiz benim için çok kıymetli.”

“Rica ederim, seninle sohbet etmek benim için de güzel, yarın görüşürüz, iyi akşamlar.”

 

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

15 + ten =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.