Mert sabah 7 gibi uyandı, ailesini iyice özlemişti, başucunda duran fotoğraflarına baktı ve gülümsedi, 2 gün sonra İstanbul’a dönecekti, belki bayramda hep beraber yine buraya gelirlerdi. Alt kata indi, Frank Sinatra dinlemek istemişti canı, yıllar önce doğum gününde Sinatra’nın tüm CD’lerinden oluşan bir koleksiyon hediye edilmişti. “Fly Me To The Moon” çalarken biraz dans etti, sonra çayı demledi ve kahvaltı hazırlamaya girişti.

Yeşil biber ve lor peynirini biraz zeytinyağında kavurdu, güzel bir kahvaltı olmuştu. Bodrum peynirleri ile meşhurdu, özellikle de kaşar loru ve eski keçi peyniri. Dönerken biraz peynir vakumlatıp yanıma almalıyım diye düşündü.

Kahvaltıdan sonra sahile yürüdü, gazete aldı, boş şezlonglardan birinin üzerine uzandı ve gazetesini okudu. Sonra eve döndü, hazırlanıp Esra ile buluşmak üzere yola çıktı.

Bugünün programında Yalıçiftlik tarafında Hasan’ın Yeri vardı, Gökova körfezine bakan deniz hemen derinleşiyordu ve bu açıdan Bodrum’un diğer yerlerine pek benzemezdi.

Kısa bir deniz molasının ardından Esra ile türk kahvesi sipariş ederek günün ilk seansına başladılar.

“Bugün nasıl bir çalışma yapacağız?” diye sordu Esra.

“Bugün mektuplar yazacağız” diye yanıtladı Mert ve anlatmaya başladı.

“Yıllar geçiyor. Sonra aslında eskiden korktuğu, çekindiği, utandığı şeylerin o kadar da önemli olmadığını fark ediyor insan. 10 yıl öncesini düşünmen yeterli, düşün bakalım 10 yıl önce bu aralar neler yapıyordun genel olarak.

Belli bir günü hatırlamak elbette çok zor ama hafızanı biraz zorladığında en azından o aya veya yıla dair anıların canlanacaktır.

On yıl önceki halini bugün ile kıyasladığında o zamanki korkularının bir kısmının aslında ne kadar boş olduğunu görüp şaşırabilir ve hatta kahkahalarla gülebilirsin. Ben kendi adıma bu egzersizi yaptığımda gerçekten hem şaşırmış hem de çok eğlenmiştim.”

Esra yazmaya başladı, Mert onu yalnız bıraktı, bir köşeye çekilip kitap okumaya başladı. 45 dakika sonra geri döndüğünde Esra bir sayfa yazmıştı bile. Beraber okumaya başladılar.

10 Yıl Önce Bu Aralar

2003 yılının sonbaharında şu an oturmakta olduğumuz eve yeni taşınmıştık. Evi gerçekten çok beğenmiştik, evde sigara içmeme kararı almıştık, çünkü Babam sigarayı yeni bırakmıştı ve buna alışmalıydık.

Üniversiteden yeni mezun olmuştum, kafam oldukça karışıktı. Ağabeyim evlenip evden ayrılmıştı, bende evlenmek istiyordum ama bazı tereddütlerim vardı. O zamanki erkek arkadaşım Serkan daha istekliydi bu konuda, herkes ne zaman nişanlanacağımızı soruyordu.

Kendimi evliyken pek düşünemiyordum, bu sorumluluğu almaya hazır mıydım gerçekten bilemiyordum, neredeyse bütün boş zamanlarımda bunu düşünüp bazen gereksiz yere kendimi bunaltıyordum açıkçası.

Evlilik hayatımı nasıl etkileyecekti, bilmiyordum, korkuyordum.

Aile şirketlerinde çalışmaya başladım, Babam ve ağabeyim iş konusunda çok başarılı insanlardı, onlar kadar başarılı olamazsam diye düşünüyordum, başka bir iş yapmak aklımın ucundan bile geçmiyordu.

Kişisel gelişimle henüz tanışmamıştım, bu konuda tek bir kitap bile okumamıştım, bu konu ile ilgilenen az sayıdaki insanın neyin peşinde olduklarını da bir türlü anlayamıyordum.

Üniversiteden yeni mezun olmanın da etkisiyle çok sayıda arkadaşım ve renkli bir sosyal hayatım vardı, ayrıca bol bol resim yapıyordum.

Bugün

Geriye dönüp baktığımda o zamanki korkularımın çok yersiz olduğunu ve boşu boşuna güzel geçirebileceğim zamanların bir kısmını anlamsız düşüncelerle çalmış olduğumu görüyorum.

Evlilikten korkmama rağmen evlendim, 7 yıl evli kaldım ve boşandım. Hatalarımdan ders aldığımı düşünüyorum, daha sağlıklı bir ilişki kurabilirim, yeniden evlenip çocuk sahibi olmak istiyorum.

5 yıl önce kişisel gelişimle ve koçlukla tanıştım, önce hobim oldu, şimdi meslek olarak yapabilir miyim onu düşünüyorum. Ya başaramazsam diye düşündüğüm ve çok sevdiğim aile şirketimizde çok başarılı oldum ancak kendi isteğimle ayrıldım, başka neler yapabileceğimi düşünüyorum ve senle yaptığımız çalışmalarda çok sayıda seçenek belirdi kafamda. Bir kısmını 10 yıl önce belki hayal bile edemezdim.

“Peki bütün bunları bugün kendi açından faydalı bir şekilde nasıl kullanabilirsin?”

“Bilmiyorum, ama sanki sen biliyormuş gibi duruyorsun”

“Öncelikle yapman gereken bundan 10 yıl sonrasını kendi gözünde detaylı bir şekilde canlandırmak.”

Kısa bir öğle yemeği arası verdiler, patates kızartması ve kalamar tava sipariş ettiler. Yemekten sonra Esra yine yazmaya başladı, mektup egzersizini çok sevmişti.

10 Yıl Sonra

9 Ekim 2023 tarihindeyiz, 45 yaşındayım, henüz tanımadığım ama evleneceğim eşim ise 50 yaşına gelmiş, 9. Yılımızı kutlamışız, ikiz kızlarımız olmuş, kızlar büyümüşler ve ilkokula başlamışlar bile. Bu çocuklar hangi ara bu kadar büyüdüler, onlarla daha fazla zaman geçirebilir miydim diye soruyorum kendime.

İşler almış başını gitmiş, yeni resimler yapmışım, sergiler açmışım, koçlukta çok başarılı olmuşum, sosyal sorumluluk projelerinde aktif olarak görev almışım, çok fazla sayıda insanın hayatına dokunmuşum.

Kuzguncuk’ta restore edilmiş güzel eski bir ev satın almışız, çocuklar okulda sonra bahçesinde koşturuyor, hafta sonu arkadaşlarımız geliyor, güzel havalarda mangal partisi yapıyoruz.

Koçluk çalışmaları sırasında bana öğrettiklerini uygulamaya ve diğer insanlara anlatmaya devam ediyorum, bende yeni ve etkili metodlar geliştirmişim.

Bende bir kitap yazmışım ve geliri bir hayır kurumuna bağışlanmak üzere bastırmışım. Yılın belli günlerinde seninle buluşmaya devam ediyoruz.

Neşe ve keyif hayatımın en büyük parçası olmuş, öyle ki insanın neşesini yitirmesi ve keyifsiz olması için aslında büyük bir çaba sarf etmesi gerektiğini tam olarak anlamışım. 10 yıl önce nasıl olup da mutsuzluğa saplanıp kaldığımı ise bir türlü anlayamıyorum.

Senin bana hatırlattığın gibi hala en büyük motivasyonum deniz yıldızlarını okyanusa geri atmak, bir kişi bile olsa eğer onun için fark edecekse benim içinde yapmaya değer.”

“Mektup gerçekten çok güzel olmuş” diye onayladı Mert.

“Bu güzel hayali daha kolay gerçekleştirmek için ne yapabilirim ve bunu yaparken nelere dikkat etmem gerekir?” diye sordu Esra.

“Kolay; 10 yıl sonraki halin bugünkü haline bir mektup yazıp tavsiyelerine yer versin bakalım. Uygulayıp uygulamamak tamamen sana kalmış.”

Gelecekten mektubum – Bugüne mesajlar

Sevgili Esra,

Ben senin 45 yaşındaki halinim, çok güzel bir 10 yıl seni bekliyor. Yine de bazı konularda sana iletmek istediğim mesajlar var.

Ailemiz bizim en değerli varlığımızdır, onlarla daha fazla zaman geçir. Yaptığını biliyorum ama daha fazlasını da yapabilirsin, özellikle çocuklar için daha fazlası daha iyidir küçük yaşlarda. Çocukların olunca onlarla bol bol oyna, parka git, yaşadıklarını paylaş, beraber güzel zaman geçirin.

Müstakbel eşine daha fazla zaman ayır, onu sevdiğini daha fazla göster, çok güzel yaşlardasınız, bunun kıymetini bilin. Birbirinizi gereksiz yere kırmayın, birbirinize özen gösterin ve vakit ayırın.

Çok paranız olması çok güzel bir şey ama bilmelisin ki para çoğu zaman hiçbir şeyi tek başına çözmez. Birbirinize duyduğunuz sevgi, saygı ve güven sizin en önemli gücünüz, bunu daha fazla yaşayın ve geleceğe yansıtın.

Arkadaşlarınızı, dostlarınızı ihmal etmeyin, güzel günlerde ve kötü günlerde onların yanında olmaya gayret edin. Her şeyi başardığınızda bile başarınızı ancak etrafınızdaki insanlarla ölçebilirsiniz. Zengin, başarılı ancak yalnız olan bir insan aslında hiçbir şey başarmamıştır.

Bugün kendine dert ettiğin bazı şeylerin zerre kadar bile önemi yok biliyor musun. Her şeyin tam vaktinde senin için en güzel zamanda gerçekleşeceğine güven ve olayların akışını gereksiz yere zorlama.

Arada bir bu mektubu oku ve geleceğini şekillendirirken burada sana yazdıklarımı unutma. Ne olursa olsun seni çok seveceğimden emin olabilirsin, 10 yıl sonra buluştuğumuzda bu mektubu okuyup birbirimize sarılacağız.

Sevgiler,

10 yıl sonraki Esra.

Esra’nın gözünden bir damla yaş döküldü, onu elinin tersi ile sildi, bir yenisi geldi, mektup yazmak ve aldığı mesajlar onu çok duygulandırmıştı. Biraz sahilde yürüyüş yaptı ve kendi kendisine verdiği mesajları düşündü, en etkileyici ve güzel cevaplar her zaman insanın kendi içinden geliyordu, buna bir kere daha inandı.

Akşam yemeği için Ali Rıza Bey bir çiftlikte yer ayırtmıştı, burası sadece rezervasyonla çalışan güzel bir yerdi, tek katlı çiftlik evinin önünde sadece 3-4 masa ve sipariş üzerine hazırlanan yemekler. Anthony Bourdain görseydi kesin sevinçten çıldırırdı.

Çiftliğin ve restoranın sahibi Ali Rıza Bey’in yakın arkadaşıydı, yemekten sonra onlara katıldı ve keyifli bir sohbet başladı, güzel bir geceydi. Yemekten sonra çiftlikte hep beraber biraz yürüyüş yaptılar, dolunayın aydınlattığı iki kenarı ağaçlıklı güzel bir yol vardı. Bu yol ve o akşam hepsinin hafızasına kazındı.

Esra bugün yaşadıklarının etkisi ile biraz sessizdi, kendisine biraz kızıyordu, bugün dert ettiği pek çok şeyin ne kadar önemsiz olabileceğini fark etmişti.

Çiftliğin sahibi ne zaman isterlerse ata binmek için gelebileceklerini söyleyerek onları uğurladı. Vakit gece yarısını geçmişti, ertesi gün buluşmak üzere vedalaştılar.

Mert eve gidince hemen uyumadı, kendisine çay demledi ve düşünmeye başladı. Kendisine yazdığı mektuplardan bir tanesini bulup açtı ve son cümlesini tekrarladı:

“en etkileyici ve güzel cevaplar her zaman insanın kendi içinden gelir, kendinde olmayan bir şeyi bulamazsın.”

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve + 2 =