Tatilin son bölümünde bir çift arkadaşımız ile beraber Bodrum’dan Datça’ya giderek bu şirin beldeyi 3 gün içinde keşfetmeye çalıştık. Biraz yoğun ve koşturmalı bir program oldu, diğer yandan biz çok keyif aldık, eğer Datça’ya yolunuz düşer ise bu yazı belki size de belli ölçülerde rehberlik eder.

Pazartesi sabahı 9.00 feribotu ile Bodrum’dan Datça’ya geçtik. Hem taşıt hem de yolcu için düzenlenmiş olan bu feribotun bence en büyük sıkıntısı sıcaklık konusu. Şöyle ki; içeri oturursanız sıcaktan pişiyorsunuz; dışarı oturursanız da rüzgar ile birlikte üşüyorsunuz; en güzeli yanınıza bir eşofman üstü alıp dışarıda yolculuk etmek elbette, biz de öyle yaptık. Yolculuk yaklaşık olarak 2 saat sürüyor, bu sürenin sonunda Datça ilçe merkezine yakın bir noktadaki limana çıkıyorsunuz.

İlk gün hemen Palamutbükü sahilinde yer alan pansiyonumuza yerleştik, Palamutbükü Datça merkeze 45 dakika uzaklıkta, “Borada” apart evleri ve bungolavlardan oluşan tatlı bir yer, çok şirin ahşap kulübelerde kaldık, kliması da vardı. Palamutbükü’ndeki yerler koyun en başında yer alan Mavi Beyaz Otel dışında nispeten basit pansiyonlar ve apart oteller, biz kaldığımız yerden memnun kaldık.

İlk gün Palamutbükü sahilinde takıldık; kaldığımız otelin biraz ilerisinde sahilde yan yana sıralanan cafeler vardı, onlardan birisinde basit bir öğle yemeği yedik ve hemen önündeki şezlonglara yayılıp deniz keyfi yaptık. Sahil ve denizin başlangıç kısmı taşlık, üç metre sonra ise denizin içinde kumluk alan başlıyor ve çabuk derinleşiyor, çok güzel, tertemiz ve biraz soğuk bir denizi var bükün.

Akşamüzeri daha önce methini duyduğumuz Datça Bağ ve Şarap evini ziyaret etmeye karar verdik, burası Datça merkeze yakın olan Kızlan Köyü’nde tepelik bir alanda yer alıyor, iki taraftan da harika bir gün batımı manzarası sunuyor, güzel bir şişe şarap açtırıp peynir tabağı ile birlikte dört kişi birer kadeh şarap içip günü batırdık.

Daha sonra hep fotoğraflardan gördüğüm ve Bodrum’daki Gümüşlük beldesinin sahiline benzettiğim Kumluk denilen yere gittik, burası Datça’nın merkezinde sahil kısmında yer alıyor. Gündüz denize girebiliyorsunuz, akşam ise sahilde restoran ve kafeler masaları kumların üzerine taşıyorlar, Datça’nın adı bilinen restoranlarının bazıları bu bölgede yer alıyor, Maradona ve Kekik gibi. Biz koyun sonuna doğru Cafe Inn adındaki pizzacıya gittik ve iki değişik pizza söyleyip dört kişi paylaştık, gerek ortamdan ve manzaradan gerekse pizzaların lezzetinden çok memnun kaldık. Datça sahilinde kısa bir yürüyüş ve fotoğraf çekmek için bu bölgeyi tavsiye edebilirim.

Akşam pansiyona dönüp biraz sohbet ettikten sonra günün yorgunluğu ile kendimizi yatağa attık. Ertesi sabah erken kalkıp denize girdik, suyun serinliği insanı hemen kendisine getiriyor, kaldığınız yerden 30-40 adım ile denize ulaşabilmek ve yüzünüzü tuzlu su ile yıkamak kesinlikle güzel bir deneyim. Pansiyonun ön tarafında yola cepheli kısımda kahvaltımızı yaptıktan sonra tekne turu için hemen çok yakında yer alan limana gittik.

Bir önceki akşam Ballı Tur ile tekne turu için anlaşmıştık; saat 10.00 gibi teknemiz hareket etti, ilk durağımız olan antik kent Knidos’a ulaştığımızda saat 12ye yaklaşıyordu, arada sadece bir koyda yüzme molası vermiştik. Knidos antik kenti gerçekten büyüleyici bir yer, buraya elbette kara yolu ulaşımı da var, Türkiye’nin en güney batı ucunda yer alan bu şirin belde de hem Ege’de hem Akdeniz’de yüzme şansına sahip oluyorsunuz, ikisini ayıran kara parçası sadece 100 metre eninde çünkü. Biz de aynen öyle yaptık; daha sonra öğle yemeği için teknemiz başka bir koya hareket etti.

Dönüşte tekne farklı koylara uğradı, beni en çok etkileyen koylardan bir tanesi de Bağlarözü Köyü’nün sahili oldu, uzaktan görebildiğim kadarıyla sadece 10 tane filan bina vardı, tam kafa dinlemek yer, denizi de sıcak ve güzeldi.

Son koyumuz ise Çaylar Koyu oldu, Palamutbükü merkezine yakın olan bu küçük koyun da denizi muhteşem gerçekten. Gün boyu yüzmekten yorgun düştüğümüz için akşam pansiyona döndüğümüzde biraz dinlendik yemek öncesinde.

Akşam yemeğini Palamutbükü sahilinde yemeğe karar vermiştik, gözümüze kestirdiğimiz Badem Restoran’da dördümüz tam hayal ettiğimiz gibi güzel bir akşam yemeği yedik, aklımda kalan pastaya benzeyen kabaklı yoğurtlu soğuk mezeleri ile bademli tavuk yemeği oldu.

Yemekten sonra Palamutbükü’nün nispeten küçük olan sahilinde biraz turladıktan sonra yine uykunun çağrısına uyduk.

Üçüncü ve son günümüz yine sabah erken saatlerde yaptığımız deniz keyfi ile başladı, daha sonra pansiyon hesabımızı kapatıp 10 dakika uzaklıktaki Hayıtbükü’ne gittik, buradan düz devam ederek de iki dakika sonra Gabaklar Koyu’na ulaştık. Gabaklar Koyu’nun denizini çok beğendim, burada bulunan nispeten salaş tesislerden birisinde kahve içtik ve uzun bir yüzme molası verdik, sadece yüzmek için bile uğranabilecek harika bir koy bence.

Öğle yemeği için Gabaklar Koyu’ndan yola çıkıp rotayı tekrar Datça Merkez’e doğru çevirdik, burada merkeze 15 dakika uzaklıkta bulunan Kargı Koyu’na geldik, Green Beach isimli restoran ve plaj işletmesini gözümüze kestirerek yerleştik. Önce bir saate yakın bir süre yüzdük, Kargı koyu gerçekten çok güzeldi, daha sonra da harika yemekler yedik, ben buranın yemeklerini çok beğendim, özellikle burger, makarna ve salataları güzeldi, Bodrum’daki pek çok plaj işletmesinden daha iyi yemek yaptıklarını söyleyebilirim.

Artık feribotun dönüş saati iyice yaklaşmıştı, son olarak Eski Datça adı verilen trafiğe kapalı bölgeyi ziyaret ettik, burası gerçekten Avrupa’daki örneklere benzeyen güzel korunmuş bir yer, biraz dolanıp biraz alışveriş yaptık ve 18.00 deki feribotumuza yetiştik.

Bir aylık tatilin son dönemi Datça’ya denk geldi ve çok güzel bir kapanış oldu, Datça’yı herkese gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim, benim önerim bir gece Datça Merkez’de, 2 gece ise Palamutbükü’nde kalınması, bu sayede bizim kadar koşturmadan yarımadanın önemli yerleri görülebilir.

Sevgi ile kalın.