GİTMEK İSTEDİĞİN YÖNE BAK


Dün akşamki Yarına Not’tan devam edelim; Hayat oyununda sadece oyuncu olma, senarist ol, yönetmen ol. Çocukken sahip olduğumuz istediğimiz şeyleri hızlıca gerçekleştirme potansiyelini yani senaristlik yeteneğimizi hızlı bir şekilde 6 yaş civarında kaybediyoruz. Genellikle 18 yaşımızı bitirene kadar oyunculuk devam ediyor. Ailemizin, öğretmenlerimizin, içinde yaşadığımız çevrenin bizim için yazdıkları ve yönettikleri bir oyunda oyuncu olarak yer alıyoruz. Daha sonra kendi seçimlerimiz devreye giriyor ve yönetmen koltuğuna oturuyoruz.

Bu hayatlarımızda biraz çalkantıya yol açıyor şüphesiz. Deneme yanılma yöntemi ile ilerliyoruz çoğu zaman. Hem yönetiyoruz hem de oynuyoruz. Ama senaryoyu yazabileceğimizi hatırlamıyoruz ve aslında bir şekilde yazılmış olan bir senaryoyu yönetip oynuyoruz. Oynadığımız filmler, yani yaşadığımız hayatlar büyük ölçüde birbirine benziyor ve bazen bizi tatmin etmiyor. Hayatlarımızdaki sıkışmışlık hissi çoğu zaman bu durumdan kaynaklanıyor.

Bazen toplumun beklentileri, öğrenmiş olduklarımız bizi çok kısıtlı bir senaryonun içine hapsediyor. Mezun ol, iyi bir iş bul, evlen, çocuk yap, çocuklar büyüsün, ev satın al, emekliliğini garantiye al şeklinde ilerliyor. Eğer yaşadığınız hayat sizi bazı açılardan mutlu etmiyorsa senaryoya da bir göz atmanızı öneririm. Sahi sizin senaryonuzu kim yazıyor? Hayatınızın yeni senaryosunu yazabilir misiniz?

Gelelim bu konuda bir Bilge’nin söylediklerine:

“İnanmak önemli, inanmaktan vazgeçmemek ise çok daha önemli. Her şeyin mümkün olduğu bu evrende siz nelere inanmayı ve inanmamayı seçiyorsunuz? Daha önemlisi, inandığınız şeyler sizi ne ölçüde mutlu ediyor? Senaryoyu oluşturan şeyler büyük ölçüde bunlardır.

Gelecek geçmişe eşit değil. Senaryo yazarken bunu aklınızdan sakın çıkarmayın. Geleceğinizi oluştururken geçmiş deneyimleriniz sizi gereğinden fazla kısıtlamasın. Düşünce ve bakış açılarımızı farklı seçtiğimizde, değiştirdiğimizde yani hayatımızın senaryosunu yazmanın yanı sıra onu hakkıyla yönetip oynadığımızda hayalini kurduğumuz geleceği güvenle inşa etmeye başlıyoruz.

Ve son olarak; insan, baktığı yöne doğru ilerler, senaryonuzu yazarken bunu aklınızdan çıkarmayın lütfen.

Biz insanlar olarak diğer canlılardan farklı olarak geleceği tahmin etme, hayal etme kapasitesine sahibiz. Bu kapasiteyi sadece endişe duyacağımız olayları zihnimizde canlandırmak için kullanmak çok anlamsız.

Duygusal beynimiz geçmişi olduğu gibi geleceğe yansıtma eğilimindedir, ancak görsel beynimizi devreye alarak ve pozitif resimler, hayaller oluşturarak geçmiş=gelecek denklemini kırabiliriz. Ne olmasından korktuğunuzu değil, ne olmasını istediğinizi düşünün.

Bir araba kontrolünü yitirdiğinde çarpmak üzere olduğunuz duvara bakmak sizi adeta kilitler ve kazayı kaçınılmaz yapar, denemeniz gereken gitmek istediğiniz yöne doğru bakmak ve direksiyonu o yöne çevirmektir. Biraz pratikle yapabileceğinize eminim, yarın başlayın, ne yöne gitmek istediğinizi düşleyin.”

Bu konu ilginizi çekti ise eşim Özge Çuhadaroğlu’nun Resmi Facebook Sayfasından Hayatımızın Senaryosu isimli bugünkü yazısını okuyabilirsiniz.

Sevgi ile kalın.

Not: Eski yazılarıma kendi adımı taşıyan web sitesinden ulaşabilir, koçluk hakkında bilgi almak için ise mert@mertcuhadaroglu.com adresine mail atabilirsiniz. Yazılarımı beğeniyorsanız Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarımı da okumanızı arzu ederim.

Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

17 + 10 =