Yalıkavak’tan Çarşamba sabahı 11 gibi yola çıktık; Torba sapağının karşısından Yalıçiftlik yönüne doğru ilerledik ve Pınarlıbelen üzerinden saat 12.30 gibi Mazı’ya vardık. Mazı’ya vardığımızda Dikiş Kulübesi isimli şirin apart’a yerleştik. Ev sahibesi Berrin Akyüz bizi güleryüzle karşılayarak ev ve çevre hakkında bilgiler paylaştı. 5 kişilik yan yana iki ayrı apart var tek katlı ve bunlar ortak bir bahçeye açılıyorlar. Bahçe bizim çok hoşumuza gitti, 2 günlük tatilimiz boyunca bahçede bol bol zaman geçirdik. Rahat koltukların yanı sıra güzel bir hamak var, ayrıca isteyenler için mangal yapma ekipmanları da mevcut. Bizim kızlar bahçede bulunan ve misafirlerin kullanımına açık boya ve fırçalar ile sahilden topladıkları taşları boyadılar ve bu aktiviteden büyük keyif aldılar.

Bahçede kahvelerimizi içip dinlendikten sonra saat 14 civarında sahile indik. Apart’ın yanından yürüyerek 150 mt sonra sahile varıyorsunuz. Burası Mazı’nın ana sahili olarak kabul edilen Hurma Sahili. Sahilin en sol tarafında Sahil Pansiyon ve Restoran var; biz burayı sevdik; en sağ tarafta ise Mazı Restoran ve Plajı var, oraya da yürüyerek gidip baktık gayet hoş görünüyordu, bu iki tesisin arasında da birkaç tane daha benzer salaş tesis var.

Mazı’da olduğumuz süre boyunca hava rüzgarlı ve deniz hafif dalgalı idi; bu nedenle uzun bir deniz keyfi yapamadık, rüzgar da bir süre sonra rahatsız etmeye başlayınca arabaya atlayıp Berrin Hanım’ın önermiş olduğu Ilgın Koyu’na gittik. Yol genel olarak güzeldi, araba ile sadece beş dakikalık bir yolculuktan sonra hiçbir tesisin bulunmadığı harika bir koy olan Ilgın Koyu’na ulaştık. Burada rüzgar veya dalga yoktu, biz de yarım saate yakın bu harika denizin tadını çıkardık. Mazı’ya gidenlere burayı kesinlikle tavsiye edebilirim, tesis olmadığı için yanınıza bir şeyler almanız önemli.

Akşamüzeri apartın bahçesine döndük, duş aldık, çay demledik ve bahçenin keyfini çıkardık. Akşam yemeği için tercihimiz sahilin sağ tarafında yüksek bir konumda yer alan Kayabaşı Restoran oldu; en üst teras katında çok güzel balık yedik, harika bir mehtap vardı, fiyatlar gayet uygundu, mezeler ve balık da gayet lezzetliydi. Yemekten sonra sahile inip şezlonglara oturduk ve hayatımda gördüğüm en güzel mehtabı izlemeye daldık. Mazı nispeten karanlık olduğu için yıldızlar burada çok sayıda ve parlak görünüyorlar, ayrıca yıldızların ufukta denize bu kadar yaklaştıkları başka bir yer görmemiştim, çok hoşumuza gitti.

Eve döndüğümüzde vakit oldukça geç olmuştu, birer kahve içip biraz oyalandıktan sonra yattık.

İkinci günün sabahında sahile inerek Sahil Pansiyon’un önünde bulunan iskeleden denize girdik, deniz sabah ve akşam saatlerinde nispeten daha sakin oluyor. Çok temiz bir deniz olduğunu söylemeliyim. Apartın bahçesinde yaptığımız kahvaltının ardından Çökertme’ye gitmek üzere arabamıza atladık.

Yarım saatlik bir yolculuğun ardından Çökertme Koyu’na vardık, yolun bittiği yerde sarnıcın orada arabamızı park ettik ve İhtiyar Balıkçı ve Deniz isimli Restoran’a girdik. Burası hem cafe lokanta hem de plaj olarak kullanabileceğiniz bir yer. Ayşe Arman’ın bir yazısında okumuş ve aklımıza not almıştık. Bütün günü burada geçirdik, ilgi, servis çok güzeldi, fiyatlar da bence normal, kazık yediğimiz hissine kapılmadık en azından.

Öğleden sonra ailecek dar patika ve taşlık bir yoldan Mandıra Filozofu’nun çekimlerinin yapıldığı Liman Koyu’na yürüdük, 9 yaşındaki kızım ve 70 yaşındaki Annem’in de yürüyebildiği bir yol, yolculuk 5 ila 10 dakika arasında sürüyor. Yolun sonunda sizi muhteşem bir koy bekliyor, patika yolu kullanarak gelen az sayıda tatilci ve birkaç tekne sahibi dışında kimsecikler yok. Denizin rengini ve temizliğini anlatmaya kelimeler yetmez, muhtemelen Türkiye’nin en güzel 10 koyu arasında yer alır. Çeşme Ayayorgi Koyu’nun 40 yıl önce hiç tesis olmayan bakir halini hatırlayabilenler var ise aynı öyle diyebilirim.

Bol bol yüzdükten sonra Çökertme’ye geri döndük, erken bir akşam yemeği yedik, kalamar tava, fener kavurma ve deniz levreği hepsi çok lezzetli idi, hava çok kararmadan dönüş yoluna geçtik, buranın yolları bol virajlı ve dar olabiliyor çünkü.

Gece geldiğimizde sahile inip yıldızları izledik ve günün yorgunluğu ile nispeten erken bir saatte uyuduk.

Son günümüzde önce sahilden denize girdik daha sonra da kahvaltımızı Sahil Pansiyon’da yaptık, gayet makul bir ücret karşılığında güzel bir kahvaltı sunuyorlar. Evde kahvelerimizi içtikten ve eşyaları topladıktan sonra dönüş için yola çıktık.

Bu kez Mumcular Güvercinlik üzerinden döndük, bu yol çok daha rahat geldi bana, 1 saat 15 dakika sonra Yalıkavak’taki eve varmıştık.

Şöyle değişik bir tatil yapayım diyenler için tavsiye edebileceğim kısa bir tatil oldu, beklentinizi fazla yüksek tutmayın, özellikle de konaklama ve servis gibi konularda. Burası turizmin henüz tam olarak gelişmediği ve güzelliği bundan kaynaklanan bir yer.

Mazı’da toplam 8 koy varmış, biz sadece iki tanesini görebildik, dediğim gibi Ilgın muhteşemdi, Çökertme Koyu’nda ise esas olay filmin çekilmiş olduğu Liman Koyu’nda yüzmek. Kissebükü’nü de önerdiler ama arabamıza güvenip gidemedik, belki bir dahaki sefere.

Yeni bir tatil yazısından görüşmek dileğiyle sevgi ile kalın.