Bir taşla üç kuş vurma deyimini duymuşsunuzdur, bugünkü yazı başlığım bana bu deyimi hatırlatıyor. Elimden geldiği ölçüde bunun nedenini anlatmaya çalışacağım bu yazımda.

Mutluluğun çok sayıda tarifi var. Bu tanımlardan bir tanesi de; mutluluk, sürekli olarak öğrenmek ve kendimizi geliştirmektir şeklinde. Gerek kendi hayatımda gerekse mesleki çalışmalarımda rehber edindiğim ve olabildiğince uygulamaya çalıştığım bir yaklaşım olduğunu söyleyebilirim. Bir şeyler öğrendiğim ve kendimi geliştirdiğim zaman inanılmaz mutlu hissediyorum kendimi. Bunu yapmadığım günler adeta boşa geçmiş gibi geliyor.

Öğrenme ile gelişim arasındaki ilişkiyi ise şu şekilde açıklamayı seçiyorum; gelişim öğrendiklerimizi uygulamak ile oluyor. Başarılı insanlar bildiklerini, öğrendiklerini hayata geçirebilen insanlar. Bilmek ile uygulamak arasındaki mesafe kapandığı ölçüde geliştiğimizi düşünüyorum.

Kişisel gelişimde öğrenmenin ilk aşaması edindiğimiz bilgiler ışığında yaptığımız sorgulamalar ile oluyor; buna farkındalığın ilk aşaması adını verebiliriz. Farkındalığı artan kişi öğrendiklerini hayatına daha çok yansıtmaya çalışıyor, bu şekilde değişiyor ve gelişiyor.

Hepimizin bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum; özellikle de çocuklarımıza ve genç insanlara karşı. Bunu rol model olmak olarak görüyorum. Bir çocuk sizin ne söylediğinize değil daha çok ne yaptığınıza bakar. Bu nedenle ailesini kitap okurken gözlemleyen çocuklar kitap okumaya, öğrenmeye ve kendilerini geliştirmeye karşı ilgi duyarlar. Eğer bunun yerine cep telefonlarımıza gömülür ve sosyal medyada saatlerimizi geçirirsek çocuklarımızdan da farklı bir şey beklememeliyiz.

Dolayısı ile kendisini geliştirmek için bilinçli bir çaba sarf eden herkes rol model olma sorumluluğunu da belli ölçülerde yerine getirmiş olmanın getirdiği bir tür vicdanı rahatlık hisseder. Bunu da ikinci kuş olarak görüyorum.

Üçüncü ve son nokta ise sürekli öğrenen ve gelişen bir toplum yaratmaya olan katkımız olacaktır. Görmek istediğiniz değişimin kendisi olun demiştir Gandhi. Toplumda görmek istediğimiz değişimler için öncelikli olarak bireysel olarak eyleme geçmeli ve elimizden gelenin iyisini sergilemeliyiz. Her sabah metroda yolculuk yapan insanlarımızı düşünün, kitap okuyan insanların sayısının artması bir süre sonra emin olun herkesi etkileyecektir.

Okuduğumuz, izlediğimiz şeyleri dikkatlice seçmek, ruhumuzu besleyen eserlere öncelik vermek, sanata yakın durmak, araştırmak, paylaşmak yani kısaca kendimizi geliştirmek ve öğrenmek. Geçenlerde katıldığım bir eğitimde nasıl bu kadar genç gözüktüğümü soran bir katılımcıya “içinden yenilenen dışından eskimez” diye cevap verdim. Bir insan ne zaman yaşlanır biliyor musunuz? Öğrenmeye ve kendimizi geliştirmeye son verdiğimizde yaşlanırız.

Ülkemizi büyük bir takım olarak düşünüyorum. Takım koçluğunda bir takımın ulaşabileceği en üst seviye yüksek performans olarak tanımlanır. Bu takımların en önemli özellikleri de düşünce ve fikir diyaloglarının gelişmiş seviyede olması, sürekli öğrenme ve sinerjidir. Ülkemizin daha da iyiye doğru ilerlemesi hepimizin bireysel ve toplumsal olarak sorumluluk alanındadır, bunun için yapabileceğimiz en iyi şey sürekli olarak öğrenmek, kendimizi geliştirmek, fikirlerimizi paylaşmaktır.

Sevgi ile kalın.