ENDİŞELENME

ENDİŞELENME

Geçtiğimiz hafta bir şirket eğitimindeydim, iyi hissetmek başlıklı bir eğitimimi sundum, yaklaşık iki saat sürdü, biraz sohbet ettik, biraz oyun oynadık, hem öğrendik hem eğlendik, çok sayıda başlığımız vardı, bunlardan bir tanesi de endişelenmek idi, bugün sizlere de kısaca bu konudan bahsetmek istedim.

İki şeyin kimseye yararı dokunduğu görülmemiştir; bunlardan bir tanesi şikayet etmek diğeri ise endişe etmektir. Endişe etmek bir tür negatif dua gibidir.

Daha önce de bir yazımda bahsetmiştim, başrolünü Tom Hanks’in oynadığı Casuslar Köprüsü filminde endişe konusu ile ilgili güzel diyaloglar vardır. Casusluk nedeniyle idamla yargılanan müvekkiline sık sık neden hiç endişelenmediğini sorar avukatı Tom Hanks ve her seferinde şu cevabı alır, işe yarayacaksa hemen şimdi endişelenmeye başlayabilirim.

Geçenlerde bir video izledim Youtube’da, kısa bir video idi, şöyle özetleyebilirim, bir sorununuz mu var; eğer yoksa zaten endişelenmeyin, eğer varsa kendinize şunu sorun, bu sorunun bir çözümü var mı, eğer varsa yine endişelenmeye gerek yoktur, ilginç tarafı eğer sorunun bir çözümü yoksa da endişelenmenin anlamı yoktur.

Peki insanoğlu endişelenmeye ne zaman ve nasıl başladı? Homo Sapiens ve Homo Deus isimli kitaplarda okumuştum, aklımda kaldığı kadarıyla aktarmak isterim.

Biliyorsunuz insanın ilk ataları avcı toplayıcı olarak bir yaşam sürdüler, yani mağaralarda yaşadılar, toprakta buldukları kökleri, ağaçlardaki meyveleri toplayıp yediler ve avlayabildikleri hayvanlarla beslendiler. 100-150 kişilik topluluklar sürekli seyahat halinde 1.000-1.500 km2 büyüklüğünde topraklarda mutlu mesut yaşadılar. Geleceği düşünmek diye bir şey söz konusu değildi, olsaydı bile bu endişe veren bir gelecek olmazdı muhtemelen. Bir gün karnınız doyduysa kafanızı koyacak bir yer bulduysanız mutluydunuz, ertesi günü ancak o gün geldiğinde düşünürdünüz.

Anda kalan mutlu bir kediden farkımız yoktu bu anlamda.

Ne olduysa tarım devrimi başladıktan sonra oldu; insanlar belli topraklara yerleşip bütün çabalarını belli ürünleri yetiştirmeye verdiler, daha sonra bu ürünlerin doğal afetlerle tamamen yok olabildiği olaylar yaşadılar, gelecek kaygısının ne olabileceğini anladılar, stok yapmaya başladılar, gelecek kaygısı, endişe ve stoklama insanı anda yaşamaktan uzaklaştırdı zaman içinde.

Zihnimizin içinde oluşturduğumuz felaket senaryoları her gün güçlendi, bu konuyu da yarın ele alalım. Mark Twain’in bir sözü idi sanırım, hayatım boyunca yüzlerce felaketle karşılaştım (zihnimde) ve bir ya da iki tanesini gerçekten yaşadım şeklinde idi.

Sevgi ile kalın.

Paylaş