BİR BİLGE İLE ANDA KALMAK ÜZERİNE BİR SOHBET

BİR BİLGE İLE ANDA KALMAK ÜZERİNE BİR SOHBET

Sonbaharın güzel günlerinden birisinde bir akşamüstü Bilge’yi ziyarete gittim; erken yemek yediklerini unutmuşum; Ceyda Hanım ile birlikte beni de sofralarına davet ettiler, güzel bir yemek ve sohbet oldu. Sohbetten damıttıklarımı sizlerle de paylaşmak istedim, anda kalmak üzerine konuştuk biraz.

Yemekten sonra kahvemizi bahçede içmeye karar verdik; bir sonbahar akşamı için ılık sayılabilecek bir hava vardı, lodosun etkisi diye düşündüm, Bilge’nin üzerinde kalın kışlık bir hırka vardı, gözlerini gökyüzüne dikti ve “bir dilek tut” dedi bana, “yıldız mı kaydı yoksa, kaçırdım”, “evet kaçırdın, çünkü gökyüzüne bakmıyordun, daha sık gökyüzüne bakmalısın, özellikle de geceleri, yıldızları gördüğünde koskoca evrende ne kadar küçük bir yer kapladığımız aklına gelsin, bu anda kalmak için ilk adımdır, anda kalmayı daha iyi öğrenmek istiyorsan evrende kapladığımız yerin bir çöldeki kum tanesi kadar olduğunu aklından çıkarmaman gerekir, yaşam dediğimiz şey de evrenin yaşı ile kıyaslandığında bir göz kırpması zamanıdır sadece.”

Bilge her zamanki gibi haklıydı, “hiç bu açıdan düşünmemiştim” diye cevap verdim.

“Hayat çok kısa evlat, bak ben 70 yaşımı geçtim, senin yaşlarında olduğum dönemleri daha dün gibi hatırlıyorum, ne kadar çabuk geçtiğine inanamazsın, bu nedenle anda kalmak önemli, çünkü bana göre yaşam, anda kalabildiğimiz anların toplamından oluşuyor.”

“Bunu biraz açabilir misin, tam anlamadım.”

“Elbette, şöyle ki; sürekli endişe halinde insanlar, yarın ne olacak, önümüzdeki hafta nasıl geçecek şeklinde, bir noktaya kadar elbette anlaşılabilir bir şey, diğer yandan anı kaçırmamıza neden oluyor bu endişeler, evhamlar.”

“Haklısın, anda kalmanın formülünü de paylaşacak mısın peki benimle?”

“Bu bir yöntem ya da formül değil, zamanla geliştirebileceğin bir alışkanlık. Sabah uyandığında kendine şunu hatırlat ya da en iyisi bir yere yaz; “hayat bir gündür o da bugündür”, bu tek günü nasıl geçirmek istiyorsun, kelebeğin ömrü gibi düşün ve her günü o şekilde yaşamak için elinden geleni yap.”

“Anda kalmayı nasıl sağlayacağım peki?”

“anda kalmayı sağlayamazsın çünkü zaten normal halin anda kalmak, nasıl yürüyeceğim gibi anlamsız bir soru bu bence.”

“Hiç böyle düşünmemiştim.”

“Düşünmeye başlasan iyi edersin, nasıl nefes alacağım, nasıl adım atacağım, nasıl konuşacağım diye düşünüyor musun, bunları nasıl doğal bir refleks ile yapıyorsan anda kalmak da öyledir işte, bu nedenle önemli olan anda kalmana engel olan bariyerleri ortadan kaldırmaktır, o zaman işin kolaylaşır.”

“Peki ama nasıl?”

“Seni en çok endişelendiren üç ya da beş konu vardır en fazla, otur bunları düşün ve yaz, sonra da bu konularda endişeni giderecek planları ortaya koyup ilk adımlarını at, bunun dışında yapabileceğin bir şey yok zaten, ha bir de şunu unutma, bu konu ile ilgisi yok ama endişelenmek negatif bir duadır, bu nedenle olmasını istediğin şeyleri düşün, istemediğin şeyleri gereksiz yere fazla düşünme.”

“Biraz önce önerdiğin egzersiz bununla çelişiyor ama, ister istemez endişelerimi düşüneceğim.”

“Evet ama bunu her gün yapmak yerine sadece bir defa yapacaksın, bir daha bu konu aklına geldiğinde kendine şunu telkin edip endişeyi geri göndereceksin, “ben şu tarihte bu konuda bir çalışma yaptım, bundan sonra bir süre bu konuyu düşünmeyi reddediyorum.”

“İşe yarar mı sence?”

“Eskiden bende işe yaramıştı.”

“Peki, çok teşekkür ederim, deneyeceğim.”

Bilge ile biraz daha sohbet ettik, hava serinlemişti, izin isteyip ayrıldım, hepinize selamlarını ilettiler yine.

Sevgi ile kalın.

Not: Bilge ile olan sohbetlerimizden oluşan dördüncü kitabım Senin Olan Sana Gelir’e D&R mağazalarından ve diğer kitapçılardan ulaşabilir, internet üzerinden sipariş verebilirsiniz.

Paylaş